iki eşittir bire

"Biz, seçimlerimiziz." Jean-Paul Sartre

"Yazmayan bir yazar, deliliğe kur yapan bir canavardır." Franz Kafka

"Seviş yolcu, büyük sözler söyle, ve hemen ayrıl; uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri." Cemal Süreya

"Küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor." Oğuz Atay

"Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma, aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak." Nazım Hikmet Ran

"Dünyaya mutsuzluğun çoğu şaşkınlık ve söylenmemiş şeyler yüzünden gelmiştir." Fyodor Dostoyevsky

"Bazen de bir yerde kuşlar vardır, ne uçmak ne görünmek için." Edip Cansever

26 Kasım 2017

Lale Palas

Biz başka adlarla başka bir zamanda tanışsaydık saatlerce diz dize oturup da konuşmazdık.
Biz muhtemelen, sırf diğer insanların nasıl göründüğünü izlemek için bir konsere en arkadan bilet alır,
telaffuzu zor olan bir şehirde denizlerin derinine iner,
bir gökdelenin tepesinden diğerine ip üzerinde yürümeyi dener,
kıtaları benim gözlerim kapalıyken geçer,
sonunu bildiğimiz bir filmi sen birkaç repliğine bayıldığın için tekrar izler,
hiç durmadan kaç saat dans edebileceğimizle ilgili bir iddiaya girer, 
once senedir biriktirdiğimiz hikayeleri sevişerek anlatırdık.
Alıp eskimeye bıraktığın plaklarından birini dinlerken evinin salonunda uyuyakalır,
"geçen yıllar" başlıklı bir kitap yazmaya başlardık da ilk tanıştığımız günü özellikle atlardık.
Sen pruvada ben dümendeyken mavinin değebildiği o son noktada ne var diye tartışır,
güneydeki bir kasabada çadırımızın içinde güneşin batışını (kararlıkla-gözümüzü bile kırpmadan) izler,
istikameti belirlemediğimiz bir yürüyüş sonunda dünyanın merkezi, yani uyandığımız yere geri dönerdik.

Bunlar dışındaysa en olası senaryo olarak,
sen yanıbaşıma oturur duyulmadık hikayeler anlatırdın;
ben de her bir cümlene soğukkanlılıkla inanırdım. 
Yahut pek tabii bunların hiçbiri olmaz, hayali bir yer olan Lale Palas'ta buluşur, şiddetli hatta yıkıcı bir kavga ardından sıradan hayatlarımıza devam ederdik (yaşanabilecek diğer hayatları ara ara aklımıza getirerek).
Bizim için her son güzel bir son olurdu bu durumda,
yıllar geçse bile sadece yeni heyecanlar biriktirirdik içimizde.
Kaybolmazdı ne bir anı ne de merakımızı cezbedip bizi içine çeken olasılıklar. Biz yalnızca, öncesinde "burada anlatılan kişilerin tamamı hayal ürünüdür" diye uyarılan bir tiyatro oyunu içerisinde yerimizi alırdık (hani şu izleyenlerin ayakta çokça alkışlayıp birkaç gün ardından kimseyi hatırlayamadıkları).


Ama değerdi.
Demek istediğim tüm bu hayali olasılıklar seninle geçirilecek o sıradan yaşama değerdi.
Çünkü mavinin değebildiği o son noktaya gidip, varolan yerin içinde tek bir eşya olmayan Lale Palas olduğunu görmüş biri olarak biliyorum ki biz ucu açık cümlelerle içimizi rahatlatıyoruz (sıradan yaşamımızdan kopup). Ama senin de bilmeni istiyorum; bazı akşamlar, bazı şarkılar kulağına çalındığında veya o herkesin nefesini tuttuğu kesikli anlardan birinin içerisindeyken, yani herhangi bir saatte evinin salonunda yaşadığın o an içerisinde "benim ne işim var burada ya" diye hissedersen,
yanındakine ben diye sarıl;
bir insanın içi en çok olasılıklarını düşünürken ısınır.

O zaman sevişmek üzere!

Esra Uçar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder