iki eşittir bire

"Nous sommes nos choix."

"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

8 Aralık 2017

"Her toplumda yönetim kimde ise, güçlü odur. Her yönetim, kanunlarını işine geldiği gibi koyar. Demokratlar demokratlığa uygun kanunlar, zorbalar zorbalığa uygun kanunlar, ötekiler de öyle… Bu kanunları koyarken kendi işlerine gelen şeylerin, yönetilenler için de doğru olduğunu söylerler, kendi işlerine geleneklerden ayrılanları da kanuna, doğruluğa aykırı diye cezalandırırlar… Doğruluk her yerde birdir; yönetenin işine gelendir. Güç de yönetende olduğuna göre, düşünmesini bilen her adam bundan şu sonuca varır: Doğruluk güçlünün işine gelendir." 

Eflatun

26 Kasım 2017

Lale Palas

Biz başka adlarla başka bir zamanda tanışsaydık saatlerce diz dize oturup da konuşmazdık.
Biz muhtemelen, sırf diğer insanların nasıl göründüğünü izlemek için bir konsere en arkadan bilet alır,
telaffuzu zor olan bir şehirde denizlerin derinine iner,
bir gökdelenin tepesinden diğerine ip üzerinde yürümeyi dener,
kıtaları benim gözlerim kapalıyken geçer,
sonunu bildiğimiz bir filmi sen birkaç repliğine bayıldığın için tekrar izler,
hiç durmadan kaç saat dans edebileceğimizle ilgili bir iddiaya girer, 
once senedir biriktirdiğimiz hikayeleri sevişerek anlatırdık.
Alıp eskimeye bıraktığın plaklarından birini dinlerken evinin salonunda uyuyakalır,
"geçen yıllar" başlıklı bir kitap yazmaya başlardık da ilk tanıştığımız günü özellikle atlardık.
Sen pruvada ben dümendeyken mavinin değebildiği o son noktada ne var diye tartışır,
güneydeki bir kasabada çadırımızın içinde güneşin batışını (kararlıkla-gözümüzü bile kırpmadan) izler,
istikameti belirlemediğimiz bir yürüyüş sonunda dünyanın merkezi, yani uyandığımız yere geri dönerdik.

Bunlar dışındaysa en olası senaryo olarak,
sen "başka adlarla başka bir zamanda tanışsaydık" diye başlayan bir roman yazardın;
ben de her bir cümlene soğukkanlılıkla inanırdım. 
Yahut pek tabii bunların hiçbiri olmaz, hayali bir yer olan Lale Palas'ta buluşur, şiddetli hatta yıkıcı bir kavga ardından sıradan hayatlarımıza devam ederdik (yaşanabilecek diğer hayatları ara ara aklımıza getirerek).
Bizim için her son güzel bir son olurdu bu durumda,
yıllar geçse bile sadece yeni heyecanlar biriktirirdik içimizde.
Kaybolmazdı ne bir anı ne de merakımızı cezbedip bizi içine çeken olasılıklar. Biz yalnızca, öncesinde "burada anlatılan kişilerin tamamı hayal ürünüdür" diye uyarılan bir tiyatro oyunu içerisinde yerimizi alırdık (hani şu izleyenlerin ayakta çokça alkışlayıp birkaç gün ardından kimseyi hatırlayamadıkları).
Ama değerdi.
Demek istediğim tüm bu hayali olasılıklar seninle geçirilecek o sıradan yaşama değerdi.
Çünkü mavinin değebildiği o son noktaya gidip, varolan yerin içinde tek bir eşya olmayan Lale Palas olduğunu görmüş biri olarak biliyorum ki biz ucu açık cümlelerle içimizi rahatlatıyoruz (sıradan yaşamımızdan kopup). Ama senin de bilmeni istiyorum; bazı akşamlar, bazı şarkılar kulağına çalındığında veya o herkesin nefesini tuttuğu kesikli anlardan birinin içerisindeyken, yani herhangi bir saatte evinin salonunda yaşadığın o an içerisinde "benim ne işim var burada ya" diye hissedersen,
yanındakine ben diye sarıl;
bir insanın içi en çok olasılıklarını düşünürken ısınır.

O zaman sevişmek üzere!

Esra Uçar

25 Kasım 2017

Gauguin

Nevermore, Paul Gauguin, 1897, Courtauld Gallery 

"Although Gauguin denied that the “bird of the devil” in the background of his painting bore any resemblance to Poe’s ominous creation, the inscription in the upper left is a clear reference to the poem and a reminder of Gauguin’s erudition and wide ranging interests."

...
But the Raven, sitting lonely on the placid bust, spoke only
That one word, as if his soul in that one word he did outpour.
Nothing farther then he uttered—not a feather then he fluttered—
Till I scarcely more than muttered Other friends have flown before
On the morrow he will leave me, as my Hopes have flown before.
Then the bird said Nevermore.

Edgar A. Poe

18 Kasım 2017

Çığır II

Madem buraya kadar yollar, 
Sen de çığrından çık o zaman.
Unutma, benden en uzak olduğun an, beni en çok özlediğin an-
en gösterişli zaferin de yenildiğini kabul ettiğin zamandır.
Birlikte kutlayalım!

Esra Uçar

14 Kasım 2017

iki

Nasıl bilmiyorum ama öyle ki, Londra'nın bazı soğuk günleri iç ısıtıyor.
Ben ki sıcak denizlere inmeden duramayan bir ülke,
benim bile kışı sevesim geliyor.
Tertemiz (hatta ürkütücü) soğuk, koşturan bir şehir, içtiğin bir şarap-
hayatı güzle kılan her şey bir anda aynı sahnede beliyor.
Sen de güzel sokaklarda kayboluyorsun,
seni sen yapan şeyleri bir kenara bırakıp istediğin kişi oluyorsun.
Sıradan olmanın o tarifsiz keyfini çıkarıyorsun.
bugün öylesine birisin,
bugün şu kişisin ve ismin de bu. 
Abartıdan uzak halinle etiketlerini bitmek tükenmek bilmeyen parklara teker teker bırakıp sıcacık bir yere kendini atıyorsun.
Her daim seninle sohbet etmek isteyen yaşlılarla saatler geçiriyorsun da farketmiyorsun.
Bakmışsın sen onlardan öğreneceğine onlar senden öğrenmiş, ne de çok gülmüşsün.
Karşılıklı -hakikaten samimi- dileklerle oradan da ayrılıyorsun.
Sonra en keyifli kısım geliyor,
yeni olan her şeye kollarını açıyorsun. 
İhtimallerine sarılıyorsun. 
Bugün çok güzelsin, 
bugün çok gençsin,
bugün çok basit,
bugün daha önce tekrarlamadığın bir gün (bazı günler öyledir ya).

Esra Uçar


The Hawley Arms, Camden

28 Temmuz 2017

ve unutmadan,
riske girmeden elde ettiğin ve sonunda sana onlarca seçenek sunan tercihler seni hiçbir zaman tatmin etmeyecek. 

23 Temmuz 2017

24

Bu sene Edip Cansever'in.

Bazen de bir yerde kuşlar vardır;
Ne uçmak, ne görünmek için.

edip-cansever-06

11 Temmuz 2017

oluru

sonra da bir hayale tutunursun, bir insana, bir yıldıza;
tesadüf derler, kimileri de kader.
ama öyle de bir şey olur;
böyle,
gerçek olur.
İnsanlar yola gelir,
denizler göğe çıkar,
için bile huzura erer.

Esra Uçar

30 Haziran 2017

"She loved sea.
She liked the sharp salty smell of the air,
and the vastness of the horizons bounded only by a vault of azure sky above.
It made her feel small,
but free as well."

A Storm of Swords, George R.R. Martin

14 Haziran 2017

Fyodor Mihailoviç

"Anıları saklamak" akıllı insanların yapacağı bir işti, ben anları dondurmuştum; keyfimin kahyasının istediği gibi; zamanı geri alıyor, tekrar yaşıyor, değiştiriyor veya yeniden şekillendiriyordum. Bunun bilim adamları tarafından keşfedilmemesi için de muazzam bir çaba harcıyordum. Çünkü tarih denen bir şey varsa ben de oralarda bir yerlerdeydim ve var olanı değiştirmek yalnızca benim elimdeydi, bu gücü başkalarıyla paylaşmaya da hiç niyetim yoktu. Böylece ben de yazmaya başladım. Kendi hikayelerimi kaleme alıyor ve onlara inanıyordum. Şuana kadar da kimseye zarar vermiş değildim. Bunun bir ilerisi Fyodor olmaktı. Zaten asıl hedef de buydu.

Esra Uçar

13 Haziran 2017

keşişleme

sen şimdi bir yelkenli pruvasında öylece durup rüzgarın esmesini bekliyorsun,
gitmek için için içine sığmıyor,
her saat başı merakla gökyüzüne bakıyorsun, 
görmediğin sokaklara, tanışmadığın insanlara,  denemediğin tatlara, ismini duymadığın limanlara varmak istiyorsun,
(ve hatta) sana kollarını açan onlarca şehrin olduğunu düşünüyorsun,
ancak ne yazık ki hiç ama hiç biri, 
yani tek biri bile-
İstanbul'un sana "Git artık!" diye bağırdığı zamanlarda hissettirdiği kadar bile evinde hissettiremez. Çünkü her ne kadar hayatta her şeyi yapabileceğine olan inancını İstanbul'u terk etmekle sınayabileceğini ve mümteni olduğu aşikar olsa da başarılı olabileceğini düşünsen de, savaş sanatı ustalarının burada olsalar söyleyecekleri gibi: "Kaybedeceğini bildiğin bir savaşa girmektense olduğun yerde durmak kazanmaktır". O yüzden sen durduğun o pruvadan sakın ayrılma, iyisi mi adım bile atma; boğazın dalgaları bu günlerde kafalarına estiği gibi yükseliyor, dikkatli olmakta fayda var. 

Esra Uçar

28 Mayıs 2017

derek walcott

The time will come
when, with elation,
you will greet yourself arriving
at your own door, in your own mirror,
and each will smile at the other’s welcome,
and say, sit here. Eat.

You will love again the stranger who was your self.
Give wine. Give bread. Give back your heart
to itself, to the stranger who has loved you
all your life, whom you ignored
for another, who knows you by heart.

Take down the love letters from the bookshelf,
the photographs, the desperate notes,
peel your own image from the mirror.
Sit. Feast on your life.

Derek Walcott

15 Mayıs 2017

göreceli

yansımanın olmadığı bir dünyada kendi varlığını kanıtlamak nasıl zorsa;
işte öyle zor açıklamak sana zamanı..

Esra Uçar

11 Mayıs 2017

136-137

"Anımsar mısın toros ekspresinden inmiştiniz,
Biletlerinizden ibaretti ikinizin de kimliği..

Seviş yolcu, büyük sözler söyle ve hemen ayrıl,
Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

10 Mayıs 2017

denge

bir soru, üç saniye.
bir soru, seni tanıyacaklarını bildiğin.
cevabını vermek çok mu zor ?
- hayır.
onların beklentilerini karşılamak kendi benliğine ters geldiğinden mi bu kıvranmaların?
-belki.
doğru cevabı versen, için rahat etmez,
cevap vermesen, gün doğar birilerine.
her hikaye sonunda kulaktan kulağa dolaşan cümle yine söylenegelir;
"canım, hayat zaten adil değildir ki..."

Esra Uçar

23 Nisan 2017

ödlek

Ölümden en çok korkan insan, aklından geçen her işe başlayıp sonra hepsini yarım bırakan insandır.

Esra Uçar

17 Nisan 2017

demek ki

"... Onun ayrıca tezleri var, yazıları ve kimsenin bilmediği ölü dilleri var; istesem de ona yetişemem. Kafamda yetişirim tabii. Sen kendini teselli et. Öğretim üyesi kim bilir ne esaslı şeyler düşünüyor şimdi? Kuzeyde ya da güneyde konuşulan ya da konuşulmayan bütün dilleri anlıyor. Ona "norgunk" desem, belki hemen karşılık verir; "teslarom" der, gülerek. Rezalet! Telefona davrandım. Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır dedim kendi kendime. İyi şeyler birden bire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiç bir şey çıkmaz. "

İnsan bir kitap okurken en yakın arkadaşıyla dertleşiyor gibi hisseder mi? 
Oğuz Atay okuyorsa pek tabii.

17 Şubat 2017

Aidiyet

Benim insanlarım bir ülke dolusu kadar,
bizim ait hissettiğimiz özgür ülkede sizin kötülüğünüze zaten yer yok.
Bir gün gelir de zorla bizi gitmeye zorlarsanız,
emin olun,
siz, demeçleriniz, politik çarpıklığınız zamana yenik düşer,
biz yine küllerimizden doğar damarlarımızdaki kudretle Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden devam eder, özgür ülkemizi geri alırız.

Benim insanlarım çok güzel,
benim insanlarım bir dünya kadar.

16.02.2017
Esra Uçar

13 Şubat 2017