iki eşittir bire


"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

14 Ağustos 2016

Bir

Dürüst olmak, üçüncü şahıslara karşı takındığınız tavırlarınızla veya tutumunuzla ölçülebilecek ve teşhisi başkası tarafından konulabilecek bir erdem değildir. Ailenize, arkadaşlarınıza, sevdiğiniz insanlara  karşı "içinizdeki neyse" ona göre davransanız ve hep doğru olanı söyleseniz de gündelik hayatın monoton (hatta) sıkıcı karmaşası içinde asıl önemli olan kendinize doğru soruları sormak ve dürüstlükle cevap vermektir. İnsanın kendisine karşı dürüst olması için de ilk olarak cevabını bildiği soruları başkasına sormaktan vazgeçmesi ve başka cevaplar almayı ummaması gerekir.

Kendinize durmadan bir soru sorup yine de cevap alamama ihtimalinizin olduğunu söylemezsem ikiyüzlülük etmiş olurum. Ama bilmeniz gereken şu ki, o durumda bile, yani çıldırtacakmış gibi gelen sessizlik ve hissizlik anında bile hiçbir şey olmaz. Demek ki, o basit üç cümle (her ne ise) daha söylemeye diliniz varmıyor. Demek ki, hayatınız boyunca edindiğiniz tecrübeleriniz, duyduklarınız, gördükleriniz ve okuduklarınız o sorunun cevabını vermekte sizi yarı yolda bırakıyor. Ve bu gerçekten hayatınızın gidişatını etkileyecek bir sorun değil. Her şeyi bilmek için bu dünyaya gönderilmediniz. Hiçbir şey bilmediğiniz halinizle öğrenebildiğiniz kadar şeyi öğrenmek için gönderildiniz. Emin olduğum bir şey var ki, siz bu dünyaya düşünmek için gönderildiniz. Sizi uyutmayan, huysuzlaştıran ya da ne idüğü belirsiz hale sokan sorularınızın cevabını diğer insanlar biliyor olsa da, o duyacağınız ve tecrübedir diyip benimseyeceğiniz, yerine kendinizi koyacağınız, belki de akıl alacağınız o hikayeler sizi olduğunuz yerden (belki) iki adım ileri götürecek olsa da siz yine de bilmişlik yapın, inatçı olun, kafanızın dikine gidin.  Yürümeden koşmayı mı öğrenmek istiyorsunuz? İlle de olmayacak şeyi deneyecek misiniz? Deneyin. Düşün, ağlayın ve sonra da kalkın.

Dünyaya ilk gönderilen insandan son doğacak insana kadar iki kişinin hikayeleri birbiriyle aynı olmayacak. Bu yüzden demem o ki; sorunun cevabını bilmiyorsanız ve beklemek istiyorsanız bekleyin; sorunun cevabını biliyorsanız ama cevabı doğru değilse, onlarca kez tekrar edin ve doğrusunu öğrenin (yada ilk duruma dönüp beklemeye devam edin); sorunun cevabını doğru biliyorsanız da bir sonraki uykusuz geceye kadar arkanıza yaslanın ve olanları izleyin. 

Açık konuşmak gerekirse, bu dünyada içinde baş rolü oynadığınız hikayeniz yalnızca bir kere yazılacak. Zamanı geldiğinde hikayeye yön vermek sizin elinizde; bunun için de bazen oyun içinde olacaksınız hareket etmeye zorlanacaksınız ve bazen de bir seyirci olarak tek derdiniz hissettikleriniz olacak. Hiçbir şey yapmıyorum diye hissettiğiniz ve kendinizi sorguladığınız zamanlarda kendinizi tartmanın, geçmişte olduğunuz insana veya gelecekte olmak istediğiniz insana göre şuan ki ruh halinizi kıyaslamanızın, değerlendirmenizin ve düşünmenizin dürüstlük kadar hayati bir diğer erdem olan özsaygının da bir göstergesi olduğunu bilmenizi isterim.

Esra Uçar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder