iki eşittir bire


"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Dreams are my reality."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor." Tehlikeli Oyunlar

22 Ekim 2015

Bilge beni neden yalnız bıraktın?

Bir kitap okudum, önceki günden başka bir insanım cümlesine yakışan bir iki kitaptan biri Tehlikeli Oyunlar. Şiddetle tavsiye ediyorum albayım. Ha-ha!

"Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. Kendimden dekaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimde geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz
bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde."

12 Ekim 2015

Potansiyel ölüler, biz.

Öyle günler geçiriyoruz ki, rahat uyuyorsanız lütfen uyanmayınız diyecek hale geldik. Zira bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetinden de, politik demeçlerinizden de tiksiniyoruz artık.
Siz de farkındasınızdır elbette ama ben bir kere daha söylemek isterim ki:

Türkiye Cumhuriyeti bir demokrasi -değil.
Anayasa`nın 34. Maddesinde yer aldığı gibi 
Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip -değil.
İfade özgürlüğümüz hem pozitif anlamda hem de negatif anlamda korunur - değil.
Can ve mal güvenliğimiz söz konusu -değil.
Adalet mülkün temeli -değil.
Bağımsız ve tarafsız bir hukuk söz konusu -değil.
Bir haktan yada korumadan söz edilirken "biraz" denmesi mümkün -değil.

Senin hakkın vardır diğerinin "birazcık" hakkı vardır -olmaz. 
Öyle güzel demokrasi yok canım.
O konuşacak, sen de konuşacaksın.
Siz tartışabileceksiniz.
İki ses yükselecek ama sonra susmayı iki çay söylemeyi bileceksiniz.

Ben demokrasi tanımının "çoğunluğun istediğinin olduğu azınlıkta kalanların da işte yeri gelince konuştuğu" bir sistem olduğunu düşünmüyorum. Demokrasinin tanımı kısaca, herkesin de anlayacağı bir dille "tahammül etmektir." Bu tahammül etmenin sağlanması için de ilk olarak  başımızdaki sağduyulu olması gereken insanların herkesi kapsayıcı herkesi birleştirici bir tutumda olması gerekir.

Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın kendisinin biz ve onlar diye ayırdığı yada şöyle söyleyeyim "biz ve teröristler" diye ayırdığı bir ülkede sözde "biz" sınırları içinde kalmak ne kadar mümkün?
Hangimiz potansiyel suçlu, terörist değiliz?
İki ay önce Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesiyle lise öğrencisine hapis cezası verilmedi mi?
İki hafa önce ülkenin en tanınmış köşe yazarlarından birine saldırı gerçekleşmedi mi?
Dolmabahçe'de (İstanbul'un merkezinde) silahlı saldırı gerçekleşmedi mi?
Her gün kaç şehit veriyoruz ve bunların hemen ardından kaç tane rant sağlayan siyasetçi görüyoruz?

Kim hangi hukuktan, hangi demokrasiden, hangi korumadan söz ediyor?

Tiksiniyoruz.
4 yıldır aldığım hukuk eğitiminin tamamının Muz Cumhuriyeti için geçerli olduğunu düşünmeye başladım. Neden derseniz okuduğum bölümde ilk yıldan son yıla tüm hocalarımın asistanlarımın aynı anda söylediği bir şey hiç değişmedi:
İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Eğer zararsızsa eğer silahsızsa nefret söylemi dahi olsa korunmalıdır. 

Ben artık bunun gerçek olabileceğini düşünmüyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nde sağlıklı kalan bir birey olduğunu düşünmüyorum. "Geleceğe umutlu bakın gençler" cümlelerinden de sıkıldım artık. Kim ne konuşursa konuşsun sonunda gezide olduğu gibi, 20 yıl önce olduğu gibi olan yine gencecik insanlara oldu, ailelerin yüreklerine acılar düştü ve rant sağlamak isteyenler yine sağladı.
Bizse, biz artık hissizleştik.
Ölüme hissiz hale geldik.

Gencim ya ben, 22 yaşındayım, aşık olacağım- dans edeceğim- gezeceğim- güleceğim yaşta düşündüğüm gelecek senaryosuna bak. Onca trilyonlar çalındı, ayakkabı kutularıyla-gemilerle falan kaçırıldı bu kadar koymadı da ülkemin geleceğinden umudumu çaldılar ya yargılanmadan ölmesinler diye uyanıyorum her gün. Böyle gençlik mi olur?!

Benim burada söyleyeceklerim yapanlardan/destekleyenlerden çok asıl sessiz kalanlara:
Arkadaşım, aklım almıyor bu boşvermişliğine. Derdin ne senin?
Lütfen artık farket;
Hepimiz potansiyel ölüyüz ve yaşıyorsak tesadüfen.
Kendine gel ve konuş, zira sen de konuşmazsan her gün gizli gizli değil göz önünde teker teker öleceğiz. 

10 Ekim 2015 Türkiye Cumhuriyetinin "sözde" demokrasi olduğunu bir kez daha göstermiştir. 
Kürt-Türk orada bulunan herkesin ruhu şad, yeri güzel olsun.


ANKARA


10 Ekim 2015

"O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık." 
Yaşar Kemal

11 Ekim 2015

Huzur

pazar gününün huzurlu o mükemmel yalnızlığı yalnızca bir insanla paylaşılır.
İyiki varsın, hep yanımda ol.





Atatürk Arboretumu 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...