iki eşittir bire


"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Dreams are my reality."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

18 Mayıs 2015

temmuz

bu şehirde kalmamı mı istiyorsun?
öyleyse tahta evlerden birinde yaşamalıyız.
iki adımlık bir balkonumuz olmalı.
nergis kokmalı uyandığımızda,
kış gelmemeli ve ağaçlar hep yeşil kalmalı. 
bu şehirde kalmamı istiyorsan mutlaka eski bir radyomuz olmalı. 
tahta bir ev istiyorum senden.
ama öyle eski olmalı ki, evin yaşanmışlıklarını dinlemekten yorgun düşmeliyiz.
uyumaya mecalimiz kalmamalı.
konuşmayalım, kar-şı-laş-ma-ya-lım.
o iki adım balkondan çıkmamalıyım;
yoksa korkarım seninle aynı şehirde bir dakika bile geçirmeye tahammülüm yok.



12.742 km

-ki en iyi sen bilirsin,
olmak istedikleri insanı kovalarken oldukları insandan kaçanlara çok küçük dünya.


16 Mayıs 2015

Şeref'tir

bu sene de şampiyonluk hevesini kursağımızda bırakan sevgili Beşiktaşım,
bazen düşünüyorum da çekilecek dert hakikaten değilsin ama bir an olsun "iyiki Beşiktaşlıyım" demekten geri durmam.

12 Mayıs 2015

Take it all back. Life is boring, except flowers, sunshine, your perfect legs. A glass of cold water when you are really thirsty. The way bodies fit together. Fresh and young and sweet. Coffee in the morning. These are just moments. I struggle with the in-betweens. I just want to never stop loving like there is nothing else to do, because what else is there to do? 

Neruda

Discovery


Yaz canım, yaz kardeşim, hadi güzelim.

Dünyada yalnız sen yaşıyormuşsun gibi hissettiğin zamanlarda hatırlaman gereken tek bir şey var: bunun bir mucize olduğu.  Öyle insanlarla karşılaşıyorum ki; tek kalmaya zamanları yok, bu hayli üzücü durum karşısında ister istemez gözlemlemeye başlıyorum: ve farkediyorum; o kadar çok insan var ki kimliklerini yadırgayan, geçmişinden kaçan ve büyük umutlarla geleceğe odaklanan yada bilirsiniz - çok daha vahimi- anlık hisleriyle gün geçiren, biraz da acıyorum doğrusunu söylemek gerekirse.
Sorgulamaya zamanları yok, yazmaya zamanları yok, düşünmeye zamanları yok, müziğe zamanları yok, koşmaya zamanları yok, birbirlerini anlamaya zamanları yok, dinlemeye zamanları yok, susmaya zamanları yok. En çok o yazmaya zaman bulamayan insanlara üzülüyorum. Aklım almıyor bir insan neden yaratmayı kendine çok görür.
"Ben yazamam ki öyle..."
Elbette yazarsın. Tabii yazarsın. Belki beş cümle yazarsın belki bir kelimeyle anlatırsın aklındaki ama yazarsın. Çok mutlu olduğunda da yazarsın, başına felaketler geldiğinde de. Mesela "kediler havlıyor" yazarsın. Üç sene sonra okuduğunda da "hakikaten kediler havlıyordu" dersin. 
Benim başıma gelen en güzel şeylerden biri zamanın birinde okuduğum kitap arasına sıkıştırdığım bir cümleyi yıllar sonra bulmak. Saçma- absürd ama gülüyorsun böyle şeyler olduğunda. Daha neler neler diyorsun ama en nihayetinde düşünüyorsun- bir karşılaştırma yapıyorsun.
en basitinde yaratıyorsun ya,
sen bir mucize olduğunu unutuyorsun.
başkasından duyunca inanacaksan ben söylemiş olmaktan çekinmiyorum:
lütfen unutma
sen başlı başına, o yalın halinle bir mucizesin. ve iyiki varsın. 
"akan zaman değil mesafelerdir"- değil. Bir şeyi de bilemiyorsun be süreya, hiç uzaklıkla sınanmamışsın belli ki.

Fyodor'un yeraltısı

öte yandan, aklı başında bir insan en çok neden söz eder, zevk duyar, biliyor musunuz?
cevap: kendinden.
bu nedenle, şimdi ben de kendimden söz edeceğim...

Gerçek, tam bir hastalıktır. Sıradan bir bilinç insanın yaşamı için fazlasıyla yeterlidir.

Gelgelelim, ne kadar uğraşırsam uğraşayım asıl suçlunun hep ben olduğum sonucu çıkıyordu ortaya, ayrıca olayın en utanılacak yanı da, (ne demeli, doğa yasası gereği) suçsuzken hep benim suçlu olmamdı. Çünkü, önce çevremdeki herkesten daha akıllı olduğum için suçluydum.

Ölesiye kıskanırım böyle bir insanı. Evet aptaldır, bu konuda sizinle tartışacak değilim, ama olağan bir insan aptal olmak zorundadır belki, nereden biliyorsunuz? Belki çok da güzel bir şeydir bu.

Bir ara zorla aşık olmak istedim. Hatta iki kez. İnanın büyük acılar çektim baylar. Ruhumun derinlerinde acı çektiğime inanamıyordum, şakacı kıpırdanmalar oluyordu içimde.

İnsanda yalnızca duyguların çeşitliliğini çoğaltır uygarlık.

Tutalım ki, insanın yaptığı tek şey bu iki kere iki dördü aramaktır. Yüzerek okyanusları geçiyor, bu yolda ölümü göze alıyor, ama onu gerçekten bulmaktan da inanın çok korkuyordur. Onu bulunca arayacağı başka bir şeyin kalmayacağını hissetmektedir çünkü.

İki kere iki dört bence küstahlıktan başka bir şey değildir.

Belki gerçekten acı çektiğiniz olmuştur, ama acınıza hiç saygınız yok.

Yeraltım var benim, o yeter bana.

Ve evime başın dik, özgürce,
evimin kadını olarak gir.

Neden ne için ille de yazmak istiyorum?
anlatacaklarım kağıtta daha bir görkemli duruyor, kendimi daha iyi yargılayacağım, bir de deyiş güzelliği eklenecek buna. Ayrıca yazarak belki gerçekten hafifleyeceğim... Nedense onu(hatıra) yazıya dökersem yakamı bırakacağını düşünürüm. Neden denemeyeyim ki..

Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukarı değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan.Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın bir yolunu bulacağız. Ama yeter artık; "yeraltından" daha fazla yazmak istemiyorum.