iki eşittir bire


"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Dreams are my reality."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor." Tehlikeli Oyunlar

18 Aralık 2015

An

Merhaba, 

Fark etmedim sanma ki tüm gün benimle göz teması kurmamak için kafanı sola çevirdin. Sanıyorum aklında bir soru var ve cevabını yıllardır bulamıyorsun. Özellikle tek başına geçirdiğin şöyle günlerde içini kemiriyor ve hatta nefes bile alamıyorsun.  Lütfen rahatsız olma, samimiyetimi de mazur gör, masana kadar gelebilmemin tek sebebi bir tanıdığıma tahmin edebileceğinden çok benziyorsun. Hem sana eşlik etmek hem de yıllardır aklını kaçıracakmış gibi hissetmene sebep olan sorunun cevabını şuracıkta vermek istiyorum. Kendime güveniyormuşum gibi gözüktüğüme bakma, bugün senin şanslı günün, ne tesadüftür ki bugün dünya benim etrafımda dönüyor! Hemen sadede gelelim malum öyle çok oturamayız, senin acelen var.

Düşünsene şimdi sana "öncelikle zihnini boşalt" gibi kitaplık cümleler kuruyormuşum ve daha vahimi sen de bunu yapıyormuşsun. İşte o zaman işe yarar bir akşam olurdu ama lütfen bunu asla yapma. Sen bunun tam tersini yap ve zihnini doldur; o kadar çok biriktir ki aklına gelen türlü şeyleri, kelimeler bir anda, sen istemeden dökülsünler; o kadar çok yorul ki artık uyumaya zamanın olsun. Şu evrende yeterli takdiri göremeyen bir diğer mucizenin de uyku olduğunu insanlarımız bilmiyor. 

Dur dur bunları bir kenara bırakalım senin acelen vardı değil mi? Gidiyordun.
Sorunun cevabına gelirsek eğer, lütfen düşünmeyi bırak; çünkü inan hiçbir şey değişmezdi.

Eminim aniden kendini yine benimle aynı kafede oturmak ve kafanı çevirmeye zorlanırken bulurdun,
bir sürü tesadüfi olay senin başına gelirdi.
Belki biraz daha içerdin, hatta muhtemelen daha çok içerdin, daha fazla yalan söylerdin, sorumluluklarını kenara bırakmak için başkalarını oyuna katar ve ah! hayattan ne çok sıkılırdın; ama aklındaki soruyu bu masadayken (ben yanı başındayken) yine kendine sorar ve cevabını tüm gün düşünürdün. Ve şaşırtıcı başka bir şey duymak ister misin?
Beş sene sonra kendini nerede görüyorsun sorularının tek doğru cevabı da kendine sorularını sormaya devam edecek olmandır. Zira yetinmeyi bilmeyen biz ademoğlunun oyuncağı haline gelmiş bir soru kalıbı varsa o da "acaba şöyle olsa ne olurdu?" sorusudur. Cevabından çok bizi götürebileceği ihtimalleri severiz. Hatta biri cevabı bilse ve bize söylese işte o zaman kaçacak yer ararız!

Aklın karışmasın sana gök kuşaklarından, mutlu serüvenlerden bahsetmiyorum.
Bunların sığ görüntüler-
(eğer istersen) sana şu saniye sunabileceğim şeyler..
ben sana başka bir şeyi sunuyorum:
sana görmediğin şehirlerden, tanışmadığın ruhlardan bahsediyorum-
kendini sıfırdan yaratma imkanını bahşediyorum.

Ama malum, o zaman dahi hiçbir şey değişmezdi.

Sen de bu sabitliğe içerlerdin önceleri, intikam planları yapardın, sonu bitmez dinleme isteği duyardın, bulunulan andan kaçma çabaları, başkalarının hayatlarında kendini tanımlama gafleti... böyle giden bir liste içinde olurdun ama o zaman bile iki artı iki kat'iyen dört olmazdı, sen öyle olduğunu sanırdın.

Çünkü "yarattığın karakterler hep yanılırdı, onlar zaten yanılmalıydı."

Sonunda da bir gün bir bakmışsın her şey unutulurdu.
Bir sabah uyanırdın ve gerçeği karşında bulurdun.
Daha önce bahsetmiş miydim? Gerçeği yalnız sabah uyandığın anın içerisinde bir kaç saniyede bulurdun; işte bu yüzden evrende yeteri kadar takdir görmeyen bir mucize olarak uyumak-

Seni daha fazla tutmayayım, yetişecek yerin var. Yarın aynı yerde ve saatte görüşmek üzere.

2 Aralık 2015

Ters

...
seninle bilinmedik yerlere gitmek gözümü korkutmuyor.
gündüz vakti uyumak zor gelmiyor.
kendimi anlatmanın o korkunç zahmetine hiç mi hiç girmiyorum.
en özenileni de bulunduğumuz anı güzelleştirmek için çabalamama gerek yok.
hayatımda olmana gerek yok ama sen varken ters yönde giderken herkes yanlış taraftaymış,
diğer herkes hata yapıyormuş da biz doğru gidiyormuşuz gibi..
kaza yapsak umrunda değil çünkü biz doğru yoldayız.
birileri yaralansa kim düşünür!
gitmemiz gerekiyorsa, doğru yoldayız.
dünya dursa, müzik kesilse- yangınlar çıksa;
bir saniye düşünmem,
fısıldadığın gibi seninle ben doğru yoldayız.

3 Kasım 2015

Hukuk Fakültesine Giriş 101


Üniversite hayatının son döneminde okuyan bir öğrenci olarak öncelikle yazacağım bu yazı için “hukuk” bölümüne dair tüm önyargılarınızı, üçüncü kişilerden duyduğunuz korkutucu hikayeleri ve şehir efsanelerini kafanızdan atmanızı rica edeceğim. 
Eminim şuan tercih etme aşamasındaki kişiler için akıllara gelecek ilk soru :
“Onca bölüm arasından neden hukuk seçmeliyim?” olabilir. 
Ve eminim çevrenizdeki sözü geçen belli kesimler bu soruya birbirinden çok başka cevaplar verecektir. Bilirsiniz işte;

“İşinin belli olacağı bir meslek seçmek istemez misin?”

“İnsanlık varlığı süresince devam edecek bir meslek hukukçuluk.”
“En kötü tanıdıkların avukatı olursun canım ne olacak!”
“Bu aileye bir avukat şart! ”
“Noter ol, noterlikte çok para var! Oturdukları yerden ne çok para kazanıyorlar bir bilsen…” 
Hatta konu üzerine aile meclislerinde yapılan uygunsuz şakalara da konu olur hukuk bölümü tercihi meselesi:
“Boşanma avukatı ol sen, bak biz hiç geçinemiyoruz, amcanı değil beni savunursun, ha-ha!”
ve benzeri…

Şimdi hep birlikte yapacağımız şeyi söylüyorum: Tüm bu cümleleri alıp en yakın çöp kutusuna atıyoruz. Çünkü inanın bunların hiçbiri hukuk okumanız için bir sebep olamaz. 

Bir de bilirsiniz “Sakın hukuk okuma!” cümleleri de dolanır insanların dilinde:

“Tüm o kanunları ezberlemek zorundasın.”
“Sayısal zekası olan insan hukuk okuyamaz. ”
“En az 8 senede bitirirsin okulu.”
“Sosyal çevren olmaz, sadece kariyer odaklı bir insan olur çıkarsın!”
“Bu ülkede hukuk okuyup ne yapacaksın, sanıyor musun ki okuduklarınla uygulamayla aynı olacak!”
“Sabahlara kadar uykusuz kalacaksın, tüm hocaların egolarına maruz kalacaksın”
ve benzeri…

Şimdi hep birlikte yapacağımız şeyi bir kez daha söylüyorum: Tüm bu cümleleri alıp en yakın çöp kutusuna atıyoruz. Çünkü inanın bunların hiçbiri hukuk okumamanız için bir sebep olamaz.

Tüm samimiyetimle ve tarafsızlığımla hukuk bölümünü biraz anlatmaya çalışacağım size:

Yıl 2011, tam üniversite sonuçlarım geldi ve tercih dönemindeyim. Bilgi almak, sundukları imkanları öğrenmek için okul okul geziyorum. Ondan fazla devlet okulu ve özel okul gezdim; birçok tanıtıma gidip, hukuk bölümünün her okul için ne kadar kıymetli olduğunu, hukuk okumaya hevesli öğrenciler için ne imkanlar sunduklarını araştırdım. Sonuçta tüm geleceğimi etkileyecek bir seçimdi- öyle sallapati yapılmamalıydı. Kısa keseyim; son gittiğim tanıtım günüyse şuan bulunduğum yerde olmamı sağladı. O günden aklımda kalan kısa birkaç cümleyle neden bu bölümü ve okulu seçtiğimi anlatmak isterim.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul kampüsündeki tanıtıma gittim; okul güzel, insanlar arkadaş canlısı -tabi diğer her tanıtım ekibi gibi- gezdik ve sonra tanıtım yapılacağı alana gittik önce dekan kısa bir konuşma yaptı ve sahneye konuşma yapmak üzere özenli, kendinden emin ve güleryüzlü bir hoca çıktı (kendisi daha sonrasında hukuk fakültesi hayatım boyunca en saygı duyduğum hocalarımdan biri Yeşim Atamer'di); yaptığı tüm konuşmayı tamamiyle hatırlamamakla birlikte şu cümleleri aklımdan hiç çıkmadı ve bugün neden hukuk okuduğumu her seferinde hatırlattı;

“Eminim buraya hepiniz hukukun korkutucu halini duyarak geldiniz ama benim söylemek istediğim bir şey var ki lütfen bunu unutun çünkü hukuk size sadece kanunlarda yer alan kuralları sunmaz, her kanunu ezbere biliyor değiliz. Davalardan davalara koşmanızı sağlamaz. Hukuk size bir bakış açısı kazandırır. Televizyon izlerken artık başka bir gözle izlersiniz, bir haber okuduğunuzda aklınıza diğer insanların nasıl düşündüğü gelir, eşitliği her alanda görmek istediğinizi farkedersiniz. Hukuk sizin sadece büroda, adliyede değil kendinizde, günlük hayatınızda, olağan konuşmalarınızda karşınıza çıkar ve bu sizi özel kılar.” 

Bu konuşmadan sonra yer almak istediğim bölümü ve okulu anlamıştım. Hukuk bir kurallar yığını değildir; bunu zaten birinci sınıfta öğrenirsiniz. Hukuk gerçeklerdir, olaylara bakıştır, düzenlemelerdir, nasıl mantık yürüteceğinizdir, analizdir, iletişim becerisidir. Hukuk okumak isteyen bir insan hem bilimsel hem toplumsal her alanla iç içe olmak zorundadır. Benim hukuk seçmemin en önemli sebebi de siyasetten, sosyolojiye, çevre düzeninden, uluslararası düzene, aile ilişkilerine gelene kadar çevremde gördüğüm her şeye yeni bir bakış açısı kazanmaktı ve 4 sene sonunda size içtenlikle söyleyebilirimki bunu kazandığımı düşünüyorum. Ve inanmazsınız şehir efsanesi olan “Hukuk öğrencisi asosyal olur” önyargısını çevremdeki kimsede görmedim hatta bunun sosyal hayatıma katkısı olduğunu bile söyleyebilirim. Çünkü her boş zamanınız bir anda kıymetli zamanınız oluyor. Ben hukuk okurken bir çok projeye ve derneğe katıldım, profesyonel bir yelkenci oldum ve aynı zamanda amatör bir yazara dönüştüm ve her alanda da okuduğum bölümün çok faydasını gördüm.

Yukarıda saydığım nitelikleri hayatında görmek isteyen ve bu bölüme karar vermiş biri için inanın ezberlenecek üç madde, okunacak beş kitap gözünde büyümeyecektir. 

Kolay iş yoktur. 

Dünyanın en basit işini de yapıyor olsanız sevmiyorsanız eğer, tatmin olmayacaksanız işe gitmek her halükarda eziyet haline gelir ve sosyal medyalarda “OF YİNE PAZARTESİ” yazmaya devam edersiniz.  Size bu bölümün ve yapacağınız işin kolay olacağını asla söylemiyorum; ama günlük hayatta her konu hakkında en azından çağrışımınız olan bir fikriniz olması kendinizi çok iyi hissettiriyor. Çünkü dünyadaki her şey gibi hukuk da bir değişim içinde ve karşılaştığınız her alanda.  Bir başka saygıdeğer hocam Cüneyt Süzel'in de bir dersinde bahsettiği gibi:
“İyi bir hukukçu kanunda yazan maddeleri ezbere bilen değil, güncel gelişmeleri takip eden, bunları uygulayabilen hukukçudur.”

Dolayısıyla sistemler değişir, kurallar değişir ama hukuk fakültesinin size kazandırdığı bakış açısı size verilebilecek en saygın eğitimlerden biridir. 

Dinlemeyi ve anlatma üslubunu öğretir. 
Sorunlardan kaçmayı değil, çözmeyi öğretir.
Eşitsizliğe karşı durmanızı öğretir.
3. kişilere yardım edebilmeyi öğretir.

Ve inanın istisnası yoktur ki, tüm bunlardan sonra size iç huzuru ve yolunda gitmeyen şeyleri değiştirebilme inancı getirir. Ki eğer bir insanın nihai hedefi mutlu bir hayat geçirmekse, hukuk size bir ömür boyu yaşamınızda çalışma hevesinizin varolması için yeterlidir.

Umarım bu yazının kafasında soru işareti olan arkadaşlara küçük de olsa yardımı dokunmuştur.

- Bu yazı yakında sitesi açılacak hukukariyer.com için yazılmış bir yazıdır. Güncel gelişmeleri takip edebileceğiniz bir platform olduğu için ilgili arkadaşlara duyrulur!

22 Ekim 2015

Bilge beni neden yalnız bıraktın?

Bir kitap okudum, önceki günden başka bir insanım cümlesine yakışan bir iki kitaptan biri Tehlikeli Oyunlar. Şiddetle tavsiye ediyorum albayım. Ha-ha!

"Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. Kendimden dekaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimde geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz
bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde."

12 Ekim 2015

Potansiyel ölüler, biz.

Öyle günler geçiriyoruz ki, rahat uyuyorsanız lütfen uyanmayınız diyecek hale geldik. Zira bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetinden de, politik demeçlerinizden de tiksiniyoruz artık.
Siz de farkındasınızdır elbette ama ben bir kere daha söylemek isterim ki:

Türkiye Cumhuriyeti bir demokrasi -değil.
Anayasa`nın 34. Maddesinde yer aldığı gibi 
Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip -değil.
İfade özgürlüğümüz hem pozitif anlamda hem de negatif anlamda korunur - değil.
Can ve mal güvenliğimiz söz konusu -değil.
Adalet mülkün temeli -değil.
Bağımsız ve tarafsız bir hukuk söz konusu -değil.
Bir haktan yada korumadan söz edilirken "biraz" denmesi mümkün -değil.

Senin hakkın vardır diğerinin "birazcık" hakkı vardır -olmaz. 
Öyle güzel demokrasi yok canım.
O konuşacak, sen de konuşacaksın.
Siz tartışabileceksiniz.
İki ses yükselecek ama sonra susmayı iki çay söylemeyi bileceksiniz.

Ben demokrasi tanımının "çoğunluğun istediğinin olduğu azınlıkta kalanların da işte yeri gelince konuştuğu" bir sistem olduğunu düşünmüyorum. Demokrasinin tanımı kısaca, herkesin de anlayacağı bir dille "tahammül etmektir." Bu tahammül etmenin sağlanması için de ilk olarak  başımızdaki sağduyulu olması gereken insanların herkesi kapsayıcı herkesi birleştirici bir tutumda olması gerekir.

Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın kendisinin biz ve onlar diye ayırdığı yada şöyle söyleyeyim "biz ve teröristler" diye ayırdığı bir ülkede sözde "biz" sınırları içinde kalmak ne kadar mümkün?
Hangimiz potansiyel suçlu, terörist değiliz?
İki ay önce Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesiyle lise öğrencisine hapis cezası verilmedi mi?
İki hafa önce ülkenin en tanınmış köşe yazarlarından birine saldırı gerçekleşmedi mi?
Dolmabahçe'de (İstanbul'un merkezinde) silahlı saldırı gerçekleşmedi mi?
Her gün kaç şehit veriyoruz ve bunların hemen ardından kaç tane rant sağlayan siyasetçi görüyoruz?

Kim hangi hukuktan, hangi demokrasiden, hangi korumadan söz ediyor?

Tiksiniyoruz.
4 yıldır aldığım hukuk eğitiminin tamamının Muz Cumhuriyeti için geçerli olduğunu düşünmeye başladım. Neden derseniz okuduğum bölümde ilk yıldan son yıla tüm hocalarımın asistanlarımın aynı anda söylediği bir şey hiç değişmedi:
İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Eğer zararsızsa eğer silahsızsa nefret söylemi dahi olsa korunmalıdır. 

Ben artık bunun gerçek olabileceğini düşünmüyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nde sağlıklı kalan bir birey olduğunu düşünmüyorum. "Geleceğe umutlu bakın gençler" cümlelerinden de sıkıldım artık. Kim ne konuşursa konuşsun sonunda gezide olduğu gibi, 20 yıl önce olduğu gibi olan yine gencecik insanlara oldu, ailelerin yüreklerine acılar düştü ve rant sağlamak isteyenler yine sağladı.
Bizse, biz artık hissizleştik.
Ölüme hissiz hale geldik.

Gencim ya ben, 22 yaşındayım, aşık olacağım- dans edeceğim- gezeceğim- güleceğim yaşta düşündüğüm gelecek senaryosuna bak. Onca trilyonlar çalındı, ayakkabı kutularıyla-gemilerle falan kaçırıldı bu kadar koymadı da ülkemin geleceğinden umudumu çaldılar ya yargılanmadan ölmesinler diye uyanıyorum her gün. Böyle gençlik mi olur?!

Benim burada söyleyeceklerim yapanlardan/destekleyenlerden çok asıl sessiz kalanlara:
Arkadaşım, aklım almıyor bu boşvermişliğine. Derdin ne senin?
Lütfen artık farket;
Hepimiz potansiyel ölüyüz ve yaşıyorsak tesadüfen.
Kendine gel ve konuş, zira sen de konuşmazsan her gün gizli gizli değil göz önünde teker teker öleceğiz. 

10 Ekim 2015 Türkiye Cumhuriyetinin "sözde" demokrasi olduğunu bir kez daha göstermiştir. 
Kürt-Türk orada bulunan herkesin ruhu şad, yeri güzel olsun.


ANKARA


10 Ekim 2015

"O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık." 
Yaşar Kemal

11 Ekim 2015

Huzur

pazar gününün huzurlu o mükemmel yalnızlığı yalnızca bir insanla paylaşılır.
İyiki varsın, hep yanımda ol.





Atatürk Arboretumu 

30 Eylül 2015

Çığır

Madem buraya kadar yollar, 
Sen de çığrından çık o zaman.
Unutma, en kendin olduğun an, hiçbir şeyi kontrol edemediğin an;
en gösterişli zaferin de yenildiğini kabul ettiğin zaman.
Birlikte kutlayalım!

25 Eylül 2015

Eylül

Aynı anda huzur ve huzursuzluğu içeren bir diğer hâl de gittiğin şehirde seni kimsenin karşılamayacak olmasıdır. 
Tabi söylememe gerek yok ki Eylülse mutlaka huzur. 

Şans da denir

Özgür insanlar tâlihli olmazlar.
Bunu farketmeleriyse bir yıkımı beraberinde getirir.
O yüzden sen iyisi mi hiç durma, fütursuzca koş.

Bazı kelimeler çok güzel!

14 Eylül 2015

bölüm 3

biz birbirimize hiçbir zaman söylenegelen masal kahramanlarından biri olmayı vaad etmedik. 
"sonsuz mutluluk" sözleri de vermedik. 
bize dair belki de en güzel şey; birbirimizi sadece içgüdülerimizle, anlık tutkuyla değil aynı zaman aklı selim halimizle de sevmek.
ben seni mantığımla, kalbimle 
biraz şairane belki ama
tüm şairlerden, yazarlardan ve şarkılardan esinlenerek;
parmakuçlarımla seviyorum.

seni yalnızca uyuduğumuzda değil uyandığımızda da seviyorum.

uyuşmazlıklara rağmen,
tahammülüm kalmayacağını hissettiğim anda bile -hatta bazen derini sorgularken-
bir saniye gelmiyor ki seninle birlikte olmamızın yanlış hissettirdiği,
ben bir an için bile düşünmüyorum ki yanında uyanmak istemediğim bir gün olsun.
biraz da savunmasız,
zaaflarımı ortalara sermişken, 
nasıl oluyor bilmiyorum ama ben sana karşı
hiç
güçsüz hissetmiyorum.

eğer bize yakışan en güzel kelime “yaşamaksa" elbette fırtınalar da geçer-
biz birer masal kahramanı değiliz ve lütfen olmayalım da!
ben senden gelecekte anımsamak, başkalarına anlatınca tatmin olmak için mutlu anılar istemiyorum. 
hayatta belki de en çok bilmemiz gerek şey; mükemmelliyet içi boş bir kavram.
mutluluk -herkesin bildiği gibi- an'a ait.
beni kusurlarımla sev.
yanlışlarımla, hatalarımla benimse.
en katlanamadığın anda bile beni seviyorsan işte biz o zaman gerçeğiz demektir.
bırak o abartılmış, histen yoksun mutluluk başkalarının olsun.
ben seninle kulaktan kulağa anlatılan mutlu hikayelerden biri değil, gerçek olmak istiyorum.
ben giysilerden, gururdan, kibirden, tutkudan uzak; 
senin yalın haline,korkularına, öfkene, kıskançlığına, mutsuzluğuna, zaaflarınla sıkıca sarılmak istiyorum.
en sade haliyle;
iki eşittir bir istiyorum,
her şey için değil, her şeye rağmen.

18 Ağustos 2015

Sancho Panza

İstersen dünyanın en kudretli insanı sen ol,
okyanuslara, insanlara, toprağa -
hatta nefsine hükmet;

bazen en güçlü olduğun o anda seni daha güçlü kılabilecek ve ihtiyacın olan tek cümle "korkma yanındayım"dır.
"Korkma, her şey yoluna girecek."

8 Ağustos 2015

Lalettayin

yeşilin yanına insanı koy,
sınırların yanına çocukları
kadınlara öğren(t)meyi bağışla
hepsi gelişigüzel olsun;
hepsi lalettayin.

6 Ağustos 2015

Zafer

Bunca zamandır seni tanıyan ve her daim beyaz şarabı kırmızıya tercih edeceğini bildiğim bir insan olarak sanırım şunu demeden bu gece yanından gidemeyeceğim:
sen bir gün muhakkak mutlu olacaksın.
Bundan lütfen şüphen olmasın. (kibarlık yapmalı)
Bazı insanlar vardır -ki bilirsin onlar hep vardır- mutluluğu kendilerine çok görürler. Demek istediğim bunun ötesinde korkarlar- mutluolmaktankorkaninsanlar vardır, seni tebrik ederim! Sen bunlardan değilsin ve sen de kendini tebrik et! Çünkü bunun için yeteri kadar gece geçirmişsin.

Geleceğinde anıların hayaletleri kovalamayacak seni.
Eminim çok huzurlu uyuyacaksın-
Öyle bir huzur ki  bir bakmışsın artık insanlar gereksiz gelmiyor.
Sakinleşeceksin bildiğin.
Yaşlanmaya isyan etmeyi bırakacaksın.
Hatta inanır mısın nasıl bilinmez -hiçbir şairler de kusra bakmasınlar fakat anlatamazlar- bir yere ait hissetmeye bile başlayacaksın.
AİDİYET (büyük yazılmalı)
Bir yerin, bir insanın sana ait olduğunu hissetmeye başlayacaksın. (ne güzel histir, için ısınır)
İnanmayan gözlerle bakıyorsun, yapma. Söyleyeceklerimi masum hale getirsin diye, iç ferahlatmak için kurulmuş cümleler değil bunlar.
Sana iyi'lik yaptığım yok.
Bunu bilecek kadar gece geçirdiğini tahmin ediyorum.

Her şey kolay olacak desem yalan olur; gecelerin yanında bir de günler geçireceksin, ağırlaşacaksın, susamayacaksın -susmaktan çok daha fenadır-, çevrendeki herkes hasta olmuş gibi gelecek -artık hapşırmayı keser misiniz lütfen (kibarlık yapmaya kaldığımız yerden devam), yumuşak yastıklarını raflarına kaldıracaksın, boğazın kuruyana kadar su içmeyi unutacaksın, bakmışsın üç gün olmuş Anneni aramamışsın (büyük başlamalı), anahtarlarını çantanda bir türlü bulamayacaksın, tek başınayken mutlaka çıplak olacaksın, uzunca bir süre vapurları kaçıracaksın, çaydan çok kahve- kahveden çok şarap içtiğini farkedeceksin, tek başına sinemaya gitmeye başlayacaksın -buna lütfen hep devam et-, yazmaktan bileklerinin acıdığını hissedeceksin, bir kibirdir bitmeyecek ve son olarak biliyorsunki yeni şeyler öğrenecek kadar çok gece geçireceksin.

Ama bunlar bir gün son bulacak.
Neden bunları söylüyorum diye soracak olursan korkarım söylemeden yanından gidersem Tanrı korusun ben de yumuşak yastıklarımı raflarına kaldırmak zorunda kalır bir de üç gündür Annemi aramadığımı farkederim.

Bunu da belirttikten sonra kadehimi elime alıyor, ürkek bakışlı arkadaşa doğru keskin-kısa bir bakışla ve biraz da sesimi kalınlaştırarak, o bildiğim tek gerçeği söylemek için derin bir nefes alıyorum:

"Güzel insan(her daim kibarlık yapmalı), şüphen olmasın ki (eline dokunmam gerek burada), sen, muhakkak bir gün mutlu, huzurlu, sakin, AİT (elbette büyük)
ve  her ne istiyorsan onu olacaksın.
Gülümse lütfen,
çünkü nerede ve kiminle istiyorsan orada uyanacaksın.
ama üzgünümki geçmişte o kadar çok gece geçirmişsinki hiçbir zaman -bir saniye için bile- kimsenin güvendiği insan veya birine güvenebilen insan olmayacaksın.

Bununla yetinebilirsen...

Bu da  en nihayetinde geçen diğer bir gece.
bu yüzden Şerefine! (bir zafer nidasıyla)

27 Temmuz 2015

günce 2


İnsanoğlunun dünyadaki en korkutucu canlı olduğunun açık kanıtı yaratmaktan çok yok etmeyi sevmesidir. Öyle ki, elimizden gelse saniye düşünmeden bulutların üzerine dahi demir çöplüğümüzü diker sonra da başımız rahat, vicdanımız sessiz bir sonraki güne uyanırız.

Hayır ben karşı çıkarım diyebiliyor musun?
Bulutların üstünde bir evin olsun istemez miydin?

"Ama doğru planlanırsa ve güzel konumlandırılırsa yani tabiki çevreye zarar gelmesin ama uyandığımda göreceğim manzara da güzel olacak ama istemem ki ..."

Yok yok, kendini kötü hissetmene gerçekten gerek yok. Ben burada seni yargılamak için bulunuyor değilim. Kabul edelim ki, bugüne kadar türümüzün yaşaması ve yaşayacak olmasının yegane sebebi bencilliğimizdir.
Benim senden tek isteğim bunu bil ve benimse zira kendini kandırman ve iyiyi oynaman bencilliğinin yanına ikiyüzlülüğü de getirir. Her ne kadar ikisi de ölümcül günahlar içinde yer alsa da hepimiz biliyoruz ki, ilki için kendimizi "çünkü öyle gerekiyordu" diye kandırabiliriz ama ikinci için seni ben değil, kendine söylediğin beyaz yalanların bile kurtaramaz.

Benimse-
sen dünyadaki en korkutucu yaratılansın ama yine de çok güzelsin.

15 Temmuz 2015

Deneme bir iki- 2

Nefesini tut-

Temmuz, yaz, gece, müzik, Sinatra, mutluluk, korku, karanlık, Turgut, Tomris, ateş, tutku, İstanbul, Galata, su, huzur, Emre, aşk, Bozcaada, deniz, şarap, özgün, Damien, sonsuzluk, uyku, rüya, erkek, sarhoş,  roman, yelken, rakı, saki, Müzeyyen, yağmur, yıldız, yaz,
samyeli,
lacivert
lacivert 
lacivert

şimdi bırakabilirsin.

rene magritte

10 Temmuz 2015

En güzeli



I'll take a quiet life,  a handshake of carbon monoxide.
No alarms and no surprises, please.

8 Temmuz 2015

21 Haziran 2015

Güneşli Pazarlar!


Pazar haftanın en güzel günü olarak bana  yine mükemmel bir haberle günaydın dedi!
Kafkaokur dergisinin Temmuz sayısında "Yazar hevesi" yazımı yayınlayacaklarını bugün haber verdiler. Daha mutlu olamam herhalde.

Temmuz bir kere daha yanıltmadan özel bir ay olduğunu kanıtladı. Demekki boşuna geri kalan 11 ay Temmuz diye sayıklamıyorum.

14 Haziran 2015

Şöyle ki;

yüzleşmekten korkmak sizi daha az cesur yapmaz.
bazen de öylesi gerekir. 
kendinize her an güvenmek için var değilsiniz.


pardon sizi biraz rahatsız edeceğim.

Egon Schiele'yi herkes sevmeyebilir ama çizdiklerinden rahatsızlık hissi duymayan yoktur.
Bunun ne büyük başarı olduğunun farkıda mıyız?







Leopold museum-Vienna

11 Haziran 2015

18 Mayıs 2015

temmuz

bu şehirde kalmamı mı istiyorsun?
öyleyse tahta evlerden birinde yaşamalıyız.
iki adımlık bir balkonumuz olmalı.
nergis kokmalı uyandığımızda,
kış gelmemeli ve ağaçlar hep yeşil kalmalı. 
bu şehirde kalmamı istiyorsan mutlaka eski bir radyomuz olmalı. 
tahta bir ev istiyorum senden.
ama öyle eski olmalı ki, evin yaşanmışlıklarını dinlemekten yorgun düşmeliyiz.
uyumaya mecalimiz kalmamalı.
konuşmayalım, kar-şı-laş-ma-ya-lım.
o iki adım balkondan çıkmamalıyım;
yoksa korkarım seninle aynı şehirde bir dakika bile geçirmeye tahammülüm yok.



12.742 km

-ki en iyi sen bilirsin,
olmak istedikleri insanı kovalarken oldukları insandan kaçanlara çok küçük dünya.


16 Mayıs 2015

Şeref'tir

bu sene de şampiyonluk hevesini kursağımızda bırakan sevgili Beşiktaşım,
bazen düşünüyorum da çekilecek dert hakikaten değilsin ama bir an olsun "iyiki Beşiktaşlıyım" demekten geri durmam.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...