iki eşittir bire


"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

20 Kasım 2014

sidney

Sonra dilini hiç bilmediğin biriyle tanışıyorsun,
dünyada tanışma ihtimalinin ne olduğunu sorgulamadan
geçmişte ne yaptığını öğrenme ihtimalin olmadan
önyargılarını tek tek kenara bırakarak
ve ses tonuna alışarak
tanımaya başlıyorsun.
her yeni mimik, tavır yeni bir deneyim.
dilin sınırları düşündüklerini karşılamıyor elbet.
sonrası evrensel dil
gülümsemek.
dans etmek.
sarılmak.

Esra Uçar

26 Eylül 2014

uzak

buraya gözün alabildiği tüm yeşilleri gördüm de geldim
sokaktaki güzel çingenenin gözlerindeki ışığı,
karda çıplak ayakla yürüyenlerin adımlarını,
denizde kendini bulanların ruhlarını,
tarlalarda papatya toplayanların ellerini gördüm de geldim.
bana gitme de diye geldim.

çok şehirlerden geçtim, haritalarda isim yazmayan yerlerde durdum.
sonunda olduğun yerdeyim;
ellerine bırakıyorum biriktirdiklerimi,
güneşler doğuyor içime.
yeni doğmuş bir kedi kucağımda sanki-
bir ada bulmuşuz yalnız ikimize
mevsimlerini biz belirliyoruz.
benim yazım yaz
senin kışın kış.
boynumda uyutuyorum günlerce seni.

ama durur mu zaman?
hiç durmaz.
bir yelkenli yanaşıyor kıyıya gitmem için,
son kez bakıyorum uyuduğumuz değil ama uyandığımız yatağa
sesli söylemene gerek yok biliyorum papatyaları çok seversin

beni bekleme sen,
yine geleceğim.

Esra Uçar

5 Eylül 2014

anlamdaş

Yalnızlık, gittiğin şehirde kimsenin seni karşılamıyor oluşu.
Özgürlük, gittiğin şehirde seni kimsenin karşılamıyor oluşu.

Esra Uçar

25 Ağustos 2014

quote of the month-


Out beyond ideas of wrongdoing and rightdoing,
there is a field. 
I'll meet you there.


When the soul lies down in that grass,

the world is too full to talk about.
Ideas, language, even the phrase "each other" doesn't make any sense.
Rumi

24 Ağustos 2014

Gel, evini bulalım-

Bu yazın başından belki mayıstan beri kendime farklı zamanlarda, farklı şehirlerde, farklı insanlarlayken aynı soruyu sorup durdum. 3 Haziran'da okulda bahçede uzanırken, 9 Temmuz'da stajda dosyalarımın arasında uyuyakalmadan gözüm Gezi Park'a kaydığında, 28 Temmuz'da yelken yaparken şarkı söylediğimde,  2 Ağustos'ta Ege denizinde suyun altında ne kadar daha derine gidebilirim diye nefesimi tutarken, ve Ağustos'un anımsayamadığım bir günü- gece saat bilmemkaçta şişemizin dibinde şarabımız kalmadığını görüp gülmeye başladığımız o anda duraksayıp o soruyu sordum kendime;
"tüm bunlar bittiğinde yani demek istediğim artık eve gitme zamanı geldiğinde gitmem gereken yer neresi?"

Bunu tabiiki  dört tarafı duvarlarla çevrili, enlem ve boylamı x'e y olan, toprak üstünde belli bir metrekare alanı kapsayan yapı olarak düşünmeyin; günümü hangi ülkede, hangi dili konuşurken, kimin yanında bitirmek istiyorum diye sordum kendime.

Kimilerine göre ev; seninle kan bağı olan veya olmayan insanlarla beraber yaşadığın ve belli bir zaman geçirdiğin dolayısıyla geçmişini barındıran yerdir.

Eğer bu tanımla hareket edip cevap verecek olsaydım saniye bile düşünmeden şuan yaşadığım yer demem gerekirdi zira beş kişilik "çekirdek" ailemle yaklaşık 20 yıldır aynı semtte -Beşiktaş'ta- oturuyorum. İlk yürümeye bu evde başladım,  iki yaşımdayken ilk kez saçımı kesen kuaför hala bu cadde üzerinde gittiğim kuaförüm, ne zaman bu evden kapıyı çekip çıksam yine dönüşte bu paspasa ayaklarımı silip girdim içeri, hayatımın şuursuzca ölçülebilecek bir çoğunluğunu bu evde geçirdim ve haliyle bugün olduğum kişiye giden her küçük adımı bu ev de benimle birlikte yaşadı. Buna rağmen içime sinmiyor bu cevabım.

Daha önce bir sürü şehir gezdim, başka bir ülkede yalnız yaşadım, başka kıtalardan birbirinin dillerini bilmeyen insanlarla tanıştım ve şunu gördüm; kendi düzeninizi kurabileceğiniz her yer aynı zamanda (elbette) eviniz olabilir. Bunun doğduğunuz yer yada doyduğunuz yer ile de hiç mi hiç ilgisi yok. Hal böyle olunca bir keresinde bu soruya "Londra'da Sena'yla beraber yaşarken" diye cevap verdim, bir keresinde "Suudi Arabistan/Cidde'de Elyasla yaşarken" diye cevap verdim, başka bir sefer "İstanbul'da daha tanışmadığım bir insanla" demekle yetindim; yani anlayacağınız her seferinde farklı insanlarla farklı yerlerde ama mutlaka sevildiğim bir yerde kendimi buldum.

Merak ettiğim nerede, ne zaman, nasıl olduğum değildi aynı soruya neden sürekli farklı cevap verdiğimdi-

Ve sonuç olarak onca kafa yormalardan sonra bugün size verebilecek bir cevabım olduğu için ancak cümleleri bir araya getirebildim. Aylardır kendime verdiğim cevapların ne absürt bir tarafı vardı ne de beni tatmin etmesini beklemek pek akıllıca bir iş sayılırdı. Çünkü aradığım şey vereceğim cevapta değildi, hiç olmamıştı. Benim aradığım şey sorunun kendisindeydi.

Bir insan kendine "Benim evim neresi?" diye bir soru sorarsa doğru cevabı veremez- vermemelidir çünkü doğru bir cevap yoktur.

Aidiyet; somut, elle tutulur, argümanlara dayanabilen, "şu kişiyle olduğum yerdir" diyebileceğiniz bir şey değildir. 

Adiyet, bir histir.

Koltuğunuza uzandığınızda, tek başınızayken yada tanıdığınız/tanışacağınız o kişiyle birlikteyken uykuya dalmanıza beş kala "evet işte ya, tamam, yarın ve sonraki günlerimi tıpkı böyle geçirebilirim." diyorsanız yani demem o ki havanın soğuk olmasına rağmen içiniz yine de ısınıyorsa o zaman kendinizi tebrik edin, evinizi bulmuşsunuz!

Esra Uçar

21 Ağustos 2014

---
durur mu zaman
hiç durmaz.
bir kayık yanaşıyor kıyıya gitmem için
son kez bakıyorum uyuduğumuz değil ama uyandığımız yatağa.

beni bekleme sen,
yine geleceğim.

14 Ağustos 2014

Bizi bizden iyi anlatıyorlar-

Da Vinci's Demons
Season 2 Episode 6

"Constantinople. It's new ruler is pleased to rename it İstanbul. A city the likes of which has never been seen before nor shall ever be seen again."

11 Temmuz 2014

Tomris

“Ne o beni kandırmıştı. Ne ben onu baştan çıkarmıştım. İkimiz de bildiklerimizin ötesine, bulduklarımızın üstüne çıkmak istemiştik. Bir noksanlığı var sanıyorduk bütün olanların belki. Ama aslında bütünlüklerimize bahaneydik.” 
Turgut Uyar


8 Haziran 2014

I don't believe in love, but if it counts
I certainly do believe in aliens.


1 Haziran 2014

GEZİ PARK S02E01

Polis iyiliğimizi istiyorsun,
biliyoruz,
vermeyeceğiz.






Fazla şiirden öldü Edip-


ve ağzında binlerce güneşin tadı,

dilinin ucunda yalnızca kendi adın.

çünkü sevdikçe beni, sen kendini tanıdın.

                                                     Edip Cansever

one and only