iki eşittir bire


"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Dreams are my reality."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

19 Ekim 2013

17 Ekim 2013

İlkin

...
kaçırdım ama şöyle de söylenebilir
şiirin bütün geçmişinin dışında
önceden açıklanan her şeyin dışında
örneğin en sıcak ülkelerin yazında
en soğukların kışında
yanarım üşürüm berbat olurum
hiç bir şeye yaramam
ama yinede seni severim
o zaman sende beni sev
evet 

Turgut Uyar


11.12.2012- 

7 Ekim 2013

Cemal Süreya'ya sitem





9 Ocak 2013

Sevgili Cemal,

Geldiler bana Cemal Süreya ölmüş bugün, yıldönümüymüş dediler.
Umursamadım, sakin ol sen de umursama saat yeni 12'yi geçti bütün içkiler şarap nasılsa.
Ne yaptın görüşmeyeli? Bu gece kulağıma söylediğin o ilk cümleyi hatırladım
"Çocuksun sen, sesindeki tipiye tutulduğum"
Ah! Kaç sene olmuş...
Her şeyden biraz biraz öğrettin sen bana,
Neyse ki fazlaya da kaçmadın;
Mâlum "Fazla şiirden öldü Edip Cansever"
Sen onun gibi olmadın.

Açık saçıktı bazı cümlelerin, yataklardan duvarlara, e tabii diğer odalara geçti kelimelerin.
"Evime götürdüm yatağımda, Kasığından öptüm seni"
Bazen de alay ettin o tutkunla
"Yataklar var konuşmak için, öpüşmek için telefon kulübeleri" , "Güzelsin sevgilim ama çok yakından."

Ama aslında senin "seni bir kere öpsem ikinin hatrı kalıyordu, iki kere öpsem üçün boynu bükük" diyeceğin kadar saftı, basitti, çocuksucaydı sevişlerin.

Bazen tam tersi karmakarışıktı şiirlerin. Noktalama işareti başta, büyük harf sondaydı...
Soyutluğu şekle büründürdün:
"Sen elisürencil, öyle bir laf varsa işte o- "
Bize de senin Türkçe'den bağımsız yarattığın özneye mâna yüklemek kaldı.

O en zor zamanda gitmek lazım, kaçmak lazım, yeter dediğimde kendinden emin ama kısık sesle:
"Gitmekle gidilmiyor ki.. Gitmekle gitmiş olmazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır..."dedin.
Haklıydın.

Bir çocukla tanıştım. İlk aşkım değildi tabii- son da olmaz muhtemelen yine de aşktır ya bakamadım yüzüne "Aşktın sen, kokundan bildim seni" diyebildim.
Sonra uzun uzak yollar girdi aramıza. Dönülmez anlar geldi. Seni de kabül etti. Senden bir cümle söyledi ve böylece senli mektuplar başladı:

-"Uzaktan seviyorum seni, kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan, sadece seviyorum"

 -"Parmak uçlarıma hapsettim seni, dokunduğum her yerde seni hissediyorum, canım acıyor."

-"Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti. Çünkü iki kişiydik."

-"Bir adam görüyorum kalabalıkta. O adam işte sana benziyor. Ama nasıl da sana benziyor, binlerce adam kalabalıkta."

-"Ben atımı böyle dört sürüyorum ya, yetişmek için mi, bilmem, kaçmak için mi? Ya sen? Neden tehlike anlarında bunca hazırlıksız olma özeni."

-"İki kalp arasında en kısa yol, birbirine uzanmış ve zaman zaman. Ancak parmak uçlarıyla değebilen iki kol."

Şuan aklından geçeni biliyorum ama yok yok korkma, unutur muyum hiç İstanbul'unu. Saatler geçirdim onu duyarak, izleyerek.
Herkes bilmez İstanbul'a aşık olmanın ne demek olduğunu. İstanbul'a aşık olan insan, seçilmiş insandır. Cesaretli insandır. Sabırsızdır. Katlanamasa da gitmeye kıyamaz.
O yüzden birine "Gün geliyor bıkıyorum senden ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey bu" derken iki kere düşünüyorum.

Kısa kesiyim, çok yazıp boş yazan insanları hiç sevmezsin, bilirim.
"Her ölüm- erken ölümdür, biliyorum Tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat fena değildir üstü kalsın." demiştin ya, ben de ne zaman çok düşünüp uzun uzun cümle kursam aklıma senin bile öldüğün geliyor, hayat işte geçer diyorum.

Son olarak seni tanıyacak kadar şanslı insanların hepsinin yazdığın cümlelerden birine sahip olduğunu söylemek isterim. Herkes senden pay çıkarıyor kendine. Yağmur yağdığında, kuşlar göçtüğünde, İstanbul'u izlerken, yalnız bunun için sevseydik zamanlarında, yağmur yağdığında, eylül geldiğinde, saat on ikiyi geçtiğinde, "kim istemez mutlu olmayı, mutsuzluğa da var mısın" denilecek o zor zamanda, yağmur yağdığında, İstanbul'un bizi izlediği zamanlarda ama en çok yağmur yağdığında herkes kendine ait cümlesine sarılıyor.

Neyse ki öyle bir cümlen bana ait ki yada bir saniye, yanlış yazdım! Öyle bir cümlene aidim ki; ben yazdım diye kendine pay çıkarma. Zira benim okumam için gelmiş aklına. Mürekkebin kağıdı benim görmem için ıslatmış. Kağıtsa geçmişimi-geleceğimi bir cümlede toparlamam için ıslanmış...

"Seviş yolcu, büyük sözler söyle ve hemen ayrıl. Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."
Teşekkürler Süreya'm

Sevgiyle,

Esra