iki eşittir bire


"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

7 Eylül 2013

Başkasının Gözünden VIII



"İnsanın kendini en savunmasız hissettiği an" demiştin... "doğduğu andır." Bende sana, saatlerce aksini ispat etmek için ne çok konuşmuştum! Bence doğduğumuz an aynı zamanda en güçlü anımızdır. Zira o günün önemi sadece biz olmuşuzdur. Ondan sonraki her sene doğduğumuz gün kutlanır. Ve bu öyle bir gündür ki, uzunca süre herkes yeni doğmuş kişiyi düşünür. Aynı gün gözlerime bakıp bir de,  "Tekrar başlasam hayata, yine seni seçerdim" demiştin.
Hava sana inanmam için yalvarmıştı, yıldızlar yeminler etmişti sana inanmam için. Ama sorun şu ki; ben sana daha önce hiç inanmadım.


İnanmak istemediğimden değil, geçmişim yüzünden.
Şimdi kalkıp sana çok inanacağım, ama çok. 

Çok çok.
Kimsenin bilmediği sırlarımı sana anlatacağım, beraber uzun uzak yollara gideceğiz, bize ait şarkılar olacak, mutluluklarımız, kavgalarımız, meşklerimiz, cümlelerimiz, bakışlarımız, bize ait yerler olacak. Sonra ben sana en kuytuda kalmış korkularımı anlatacağım. Kendimin bile bilmediği şeyler bileceksin benim hakkımda.
Öyle ki,
Bir zaman sonra bakacağız ki benden çok ben olmuşsun, tabii bende senden çok sen olmuşum.
Peki sonra?
Bunun sonunun olmadığını anlıyorum bu gece.

Sonu olmayan bir yolda gidiyoruz ve inan gün gelecek gözlerimizi yeni güneşe açtığımızda artık eskisi gibi olmadığını fark edeceğiz. 
Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını… 
Güneşin farklı doğduğu dikkatimizi çekecek, başka gülümsemeler bizi gülümsetecek, yatağımızın o gün soğuk olduğunu hissedeceğiz, monotonluk saracak bedenlerimizi. Belki başkalarına bile dalıp gideceğiz.
Ve kaçınılmaz gerçek; zamanla yabancılaşacağız.
Önce kendimize yabancılaşacağız,
ve sonra birbirimize,
önceleri "olur öyle arada" deyip günü geçireceğiz. Sonra gerçekten de sonraki yarınlarda uyanıp "yanlış bir şeyler var" diyeceğiz zira aramızda gariplikler olacak. Masaya o gün senin istediğin sosu koymamış olacağım yada televizyon izlerken sarılmayacaksın bana. Bizim şarkımız çalarken dönüp birbirimizin içini ısıtmayacağız. Konuşmak isteyip sessizliği tercih edeceğiz, birbirimize söylemekten kaçınacağız, çünkü sesli söylenmeyen cümleler yoktur aslında. Yada biz böyle zannedeceğiz.

Bu girdap gün geçtikçe çekecek içine bizi..
Sonrası mı?
-bir şeyler garip değil mi bugünlerde, bana soğuk gibisin?
-yanlış bir şey yapmıyorum her zamanki gibiyim. Neden sorun yaratıyorsun?
-sorun falan yaratmıyorum artık eskisi gibi değiliz.

Çünkü asla eskisi gibi olamayacağız. Hayır, bunun sebebi ilişkimizin şu günlerde insanların kullandığı terimiyle "heyecanını" yada "elektriğini" kaybetmesinden değil. Yaşam tek bir kişiye adanmayacak kadar uzun.
Ve eğer kendi yaşamınız sizin sonsuzluğunuzsa ( bu cümlemi tekrar tekrar oku sevgilim)

o ilk günkü his için her gün arayışta ol.

Kimseye kendinden çok güvenme; çünkü güven inanmayı gerektirir, inanç bağlılığı gerektirir, bağlılıksa savunmasızlığı.
Şuan doğan bebeklere özenmiyorum çünkü yaşama tekrar başlayamayacak kadar yoruldum.
En iyisi o gün orada karşılaştığımız yerlere gidip yeni bir sen bulmak.
İlkinde ne kadar zor olmuştu ki ikincisinde yanılayım. 
İnandığım tek şey; sen bu dünyada tek değilsin, özel de değilsin, aslında hiç özel olmadın.
Neden biliyor musun?
Çünkü seni ben var kıldım.

Esra Uçar
18.10.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder