iki eşittir bire

"Nous sommes nos choix."

"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

14 Eylül 2013

günce


Üç saattir tepemdeki beyaz duvara bakıyorum, yataktan kalkamadım bugün. Dünyayı kurtaramadım desenize. Öyle boş bir gün ki, elime şans verseler zamanı durdurur bir süre sadece insanları izlerdim. Süregelmiş efsanelerden de yola çıkarsak tüm bu dünya emrimizdeyse eğer, bunu insanlık olarak nasıl kullandığımıza bakmak isterdim. En bilinen hikayeyi ele alıp iki insandan türediğimizi varsayarsak nasıl bu kadar insanlıktan çıkmış olabiliriz ki? Bilmemkaç bin yıllık geçmişte; küçük toplulukların-devletlerin savaşmadığı dönem yok. Şuan hayatımızda patlayan bombaların da bir barış belirtisi olduğunu eminim savunmuyorsunuzdur. İnsanlık olarak yarattıklarımıza dönüp bakıyorum; birileri hala açlıktan ölüyor, birileri aç kalmamak için öldürüyor ve biz de kendimize anlatılan hikayelerle bunların hiçbiri yaşanmıyor sayıp devam ediyoruz. Özgürlüğümüz varmış gibi hissediyoruz. Bir robot olmadığımız için şanslı sayıyoruz kendimizi de aslında kimi kandırıyoruz ki? Kim gerçekten seçme şansımız olduğunu söyleyebilir? Yöneldiğimiz her yol aslında bize dayatılmış hikayelerin etkisinde.
 Her arzu-yasak meyve aslında seçmemiz için orada. 
En çok güvendiğimiz cesaretimiz, bizi en kırılgan yaratık yapıyor aynı zamanda; zaaflarımızı yaratıyor. Zaaflarımız da duyduğuma göre, kim olduğumuzu gösteriyor. Cesaretimiz zaaflarımızı kontrol almaya çalışırken zerre işe yaramadığına göre, şuana kadar olan ve bundan sonra olacak hiçbir şey değişmeyecek. Pesimist yaklaştığımdan değil, insan doğası bunu gerektirdiğinden. Bazen kendini umarsızca inandığı şeye adamış olan budistlere özenmiyor değilim, turuncu da yakışırdı aslında. En azından böyle kendinden geçmiş inançlı insanlar dünya dengesini bozmuyor. Barışın geldiği, birey olarak "kaale" alındığımız bir dünya zamanı hiç olmayacak. Bu olacak diye oyalanacağız, hukuk diyecekler, gelişmiş ülke olalım, refah artsın diyecekler. Sonrasını da kimse bilmiyor. Hepimiz bir Norveç olduğunda ne olacak kimse bilmiyor. Bir ütopyadır gidiyor dünya. 
Bunlar yüzünden  hepimiz neyi sorun ediyorsak bırakmalıyız acilen. Evrende milyonlarca yaratık, dünyada milyarlar kadar insan varken; nasıl oluyor da kendimizde her şeyi kontrol edecek güç buluyoruz?

En iyisi şu yataktan kalkıp bir çay demlemek, bugün de dünyayı kurtaramayacağım desenize.

Esra Uçar

4 Mart 2013

7 Eylül 2013

Başkasının Gözünden VIII



"İnsanın kendini en savunmasız hissettiği an" demiştin... "doğduğu andır." Ben de sana saatlerce aksini ispat etmek için ne çok uğraşmıştım. Bence doğduğumuz an aynı zamanda en güçlü andır. Zira o günün önemi sadece sen olmuşsundur, ondan sonraki her sene o gün kutlanır, ve bu öyle bir gündür ki, uzunca süre herkesin aklında yer edinirsin. 
Aynı gün gözlerime bakıp bir de,  "Tekrar başlasam hayata, yine seni seçerdim" demiştin.

Her şey sana inanmam için oradaydı. Zaman ve mekan da çok uygundu aslında. Ama sorun şu ki ben sana daha önce hiç inanamadım;

inanmak istemediğimden değil, geçmiş yüzünden.


Şimdi ben kalkıp sana çok inanacağım, ama çok. 
Kimsenin bilmediği sırlarımı sana anlatacağım, beraber uzun uzak yollara gideceğiz, bize ait şarkılar olacak, mutluluklarımız, kavgalarımız, meşklerimiz, cümlelerimiz, bakışlarımız, bize ait yerler olacak. Sonra ben sana en kuytuda kalmış korkularımı anlatacağım. Kendimin bile bilmediği şeyler bileceksin benim hakkımda.
Öyle ki;
bir zaman sonra bakacağız ki benden çok ben olmuşsun, tabii bende senden çok sen olmuşum.
Peki sonra?
Bunun bir sonunun olmadığını anlıyorum bu gece.

Sonu olmayan bir yolda gidiyoruz ve inan gün gelecek gözlerimizi yeni güneşe açtığımızda artık eskisi gibi olmadığını fark edeceğiz. 

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını… 
Güneşin farklı doğduğu dikkatimizi çekecek, başka gülümsemeler bizi gülümsetecek, yatağımızın o gün soğuk olduğunu hissedeceğiz, monotonluk saracak bedenlerimizi. Belki başkalarına bile dalıp gideceğiz.
Ve kaçınılmaz gerçek; zamanla yabancılaşacağız.
Önce kendimize yabancılaşacağız,
ve sonra birbirimize,
önceleri "olur öyle arada" deyip günü geçireceğiz. Sonra gerçekten de sonraki yarınlarda uyanıp "yanlış bir şeyler var" diyeceğiz, aramızda gariplikler olacak. Masaya o gün senin istediğin sosu koymamış olacağım yada televizyon izlerken sarılmayacaksın bana. Bizim şarkımız çalarken dönüp birbirimizin içini ısıtmayacağız. Konuşmak isteyip sessizliği tercih edeceğiz, birbirimize söylemekten kaçınacağız, çünkü sesli söylenmeyen cümleler yoktur aslında. (yada biz böyle zannedeceğiz)

Bu girdap gün geçtikçe çekecek içine bizi..

Sonrası mı?
-bir şeyler garip değil mi bugünlerde, bana soğuk gibisin?
-yanlış bir şey yapmıyorum her zamanki gibiyim. Neden sorun yaratıyorsun?
-sorun falan yaratmıyorum artık eskisi gibi değiliz.

Çünkü asla eskisi gibi olamayacağız. Hayır, bunun sebebi ilişkimizin şu günlerde insanların kullandığı terimiyle "heyecanını" yada "elektriğini" kaybetmesinden değil. Yaşam tek bir kişiye adanmayacak kadar uzun.
Ve eğer kendi yaşamınız sizin sonsuzluğunuzsa (bu cümlemi tekrar tekrar oku sevgilim)

o ilk günkü his için her gün arayışta ol.


Kimseye kendinden çok güvenme; çünkü güven inanmayı gerektirir, inanç bağlılığı gerektirir, bağlılıksa savunmasızlığı.
Şuan doğan bebeklere özenmiyorum çünkü yaşama tekrar başlayamayacak kadar yoruldum.
En iyisi o gün orada karşılaştığımız yerlere gidip yeni bir sen bulmak.
İlkinde ne kadar zor olmuştu ki ikincisinde yanılayım. 
İnandığım tek şey; sen bu dünyada tek değilsin, özel de değilsin, aslında hiç özel olmadın.
Neden biliyor musun?
Çünkü seni ben var kıldım.

Esra Uçar
18.10.2010

5 Eylül 2013

Zhang jie



tut ki sen bir şiiri çok iyi yazsan
ya da çok iyi bir şiir yazsan
bir saatin aralıksız işleyişi
bir çocuğun bir sokak kedisini sevişi
bilmem ki sanki güzel bir akşam gibi
onun için her akşamı iyi yaşamalıyım
yani kıskanılan onu
demek istediğim hepsi
(Turgut Uyar'ın dizeleriyiz)

http://www.zhangjieart.com/

4 Eylül 2013

ismi olmayan gün


Kitaplarımda rastlardım size,
Cümlelerime yerleşirdiniz.
An gelse konuşamaz olsam
mimiklerimden anlayabilirdiniz.
Ben şimdi bir yerdeyim,
ben şimdi bir anda.
Anlatsam sesim kısılır,
yağmur damlası havada kalır,
evlerin ışıkları söner,
öpüşür iki sevgili.

Ben şimdi bir yerdeyim,
ben şimdi o anda.
Müziğimi dinler misiniz demek isterdim
Koşar mısınız benimle
Sevişir miyiz denizlerde
Renklere dokunmak istiyorum sizinle
Eğer müsaade ederseniz!
susmak istiyorum sizde.

Nasıl ki hayat sudan başlar,
ve ağlar insanlar mutluluktan 
Tam da o an,
bilirsiniz her an geçicidir.

Saklayın o yüzden damlalarınızı,
Saati geldiğinde anlar karışır an(ı)lara
o yağmur damlası düşer yere,
kapar kapıyı sevgili,
karşıdan yürür kızıl kadın,
bir  yerlerde saat on ikiyi geçmiştir
açılır gömleğin düğmeleri-

sizinle tanışmadığıma çok memnun oldum.

Esra Uçar

Eylül 2013

1 Eylül 2013

Sis

İki şehri var gecenin, biri gözümde tütüyor, 
birinin dumanı üstünde yağmur gibi çöken siste, 
bana bu uykusuz şehri niye bıraktın
göze alamadığım bir şehrin yerine, bütün şehirlerdesin.
gece değil istediğin hayli karanlık!
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak hevesindesin! 

Gözlerini anlıyorum henüz bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır.
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim:
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa göremiyorum.
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa şiir niye?


Haydar Ergülen