iki eşittir bire


"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Dreams are my reality."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor." Tehlikeli Oyunlar

28 Temmuz 2013

Oregon çayı

Kafe… Masada oturuyorum… Bir kız girdi kafeden içeri… Başım önde bir şeyler karalıyorum. Bakmadım, görmedim, sesini duyuyorum. “Ben bir oregon çayı alıcam” diye seslendi hafifçe. Oregon çayı almak için gelen bir kızdı sadece o. Baktığım zaman başka anlamlar eklenecekti. Onu gördüğüm zaman, ‘oregon çayı isteyen bir kız’dan çok daha fazlası ya da çoğunlukla olduğu gibi çok daha azı olacaktı. Aslında en çok şeye gebe olduğu hali en az bildiğim, en az gördüğüm hali. Az bilgi çok hayal demek. Bir keresinde bir kız görmüştüm; takma ismi vardı. Yani ismini takma bir diş gibi su dolu bir bardağa bırakabilirdi eve gittiğinde. Dans ediyordu… Üstünde zamanla uyumsuz tüllü bir elbise vardı. Onun imgesi, rüyalarımın, hayallerimin, geçmişimin, şimdimin ve geleceğimin; korkularımın ve de ümitlerimin imgeleriyle birleşince çok büyük bir şeye dönüşmüştü. Aşk değil, hüzün dolu bir şeye. Çok sarhoştum. Paris’ten gelen arkadaşım vardı yanımda. Kızı sonra yine görmek istedim. Gördüm de. Ama kafamda yazdığım şeyler, beni de kapsıyordu. O ise, sadece kendini içeriyordu. Gerçek her şeyi azalttı. Hayallerim gitti, geriye o kaldı. Oysa o kendi hayalleriyle, ben de kendiminkilerle daha fazlaydık. Aslında her tanışma, her karşındakini öğrenme azaltıyor bir şeyleri.
İşte, oregon çayı isteyen kız, masamın tam önünde durdu. Başım öne eğik olduğu için paltosunun altından bacaklarını görüyorum. Çiçekli, siyah çorapları var. O artık ‘oregon çayı isteyen; çiçekli, siyah çorapları olan kız’. Oysa ona dair hayallerim, azalıyor her gördüğüm şeyle.
Caddeye, yaklaşan seçimdeki bir adayın bez afişini asıyorlar. Makyajlı, fondötenli ve bol rötuşlu, kırmızı kravatlı bir adamın portresi. O da hayallere seslenmek için kendini bir maskenin arkasına gizlemiş, ama evde altı kösele terlikleriyle oturan halini görmeden edemiyorum sırıtan dişlerinin arasından. Ağzının içinden koca bir hayatı görebiliyorum, çünkü orayı saklamayı unutmuşlar sanırım.
Aslında, birisine ilk gördüğümüz anda aşık olma olasılığımız çok daha fazla; henüz bilgiye bulaşmadan yüzü, elleri, ayakları, ağzı, kokusu, sıcaklığı… Bu hali, tüm hayallerimizi, umutlarımızı ve beklentilerimizi karşılamaya çok uygun çünkü. Tanıdıkça anlıyoruz, onun O olmadığını. Belki en iyisi olmayan birine aşk.
Oysa çiçekli çoraplarının olması içimdeki bir şeylere dokunuyor. Hayallerime çengel atıyor. Çorap ve çiçek kelimelerinin işaret ettiği belki binlerce yerim kıpırdıyor. Ve o, binlerce yerimin açıldığı pencereleri, rüzgarıyla tek tek kıpırdatıyor. Açılan pencerelerden içime dolan güneşi, rüzgarı, yağmuru zaptedemem artık.
Ömrümün geri kalan kısmını bu hayale adayabilirim. Her gece çiçekli çorabı olan bir kızı hayal edip, sadece Oregon çayı içebilirim her gece onu düşünerek. Hatta onun peşinden Oregon’a gidebilir, evi çiçekli kadın çoraplarıyla doldurabilirim. Herkesin delilik dediği bir tutkuyla yaşayabilir, hayallerimi sığdıramadığım bir kafayla uçabilirim. Başka hiçbir kadını arzu etmeyebilir, onun hiç bilmediğim yüzünü, bulduğum tüm kağıtlara çizebilir, ona dair –sadece ona dair- bir roman yazabilirim. Dillere destan bir deliliğin kahramanı olabilirim…
Öyle yapmıyorum. Sıradan ve beklenir olanı; akıllıca olanı, herkesin onaylayacağı şeyi yapıyorum. Kafamı kaldırıp, geri kalan kısmına bakıyorum. Neyin mi? Hem onun hem de hayatımın geri kalan kısmına. Normalliği seçiyorum, gerçeği seçiyorum. Bütün sıkıcılığıyla resmin bütününe bakıyor, aşka düşmekten kurtuluyorum. Bilmemenin verdiği acıdan, aşktan ve delilikten kurtuluyorum böylece. Bilmeyi ve bilmenin verdiği sıkıcı güveni kuşanıyorum üstüme.
Neyse ki hayat var. Geri kalanını asla göremediğim hayat… Hala delilik umudunu içinde taşıyan bir belirsizlik olmayı sürdüren hayat…
cem mumcu

Osho

“If you love a flower, don’t pick it up.
Because if you pick it up it dies and it ceases to be what you love.
So if you love a flower, let it be.
Love is not about possession.
Love is about appreciation.”

Osho

20 Temmuz 2013

Song for a friend


Song for a friend şarkısına yeni bi bölüm eklemiş mr.a-z
Daha da güzel olmuş

"It would take incredible effort to say with both these hands 
how many opportunities were taken out of them
I know you want out again
Don't beat yourself up be your own best friend, and
Give credit where credit is due
It's so nice to be acclimed with you
And remember whatever your mind can do
Someone else's might see the other side of that truth
Coz I'm devoted to the people there's-a many more faces
Deeper than geographical borders and races
Everybody shows up much diff'rent in places
Everybody got there own flaws and their own graces
Face the music, dance feeling shameless.
Forget fortune, fuck being famous.
Hold you're own and remember what your name is.
Be yourself, everyone else is taken."


Jason Mraz 19 Temmuz 2013 İstanbul

Ve Bucket List'imden bir madde daha silinmiş oldu 19 Temmuz 2013 itibariyle.
Ben her yıl başka bir diziye, müziğe, filme sarar ve onların içinde olduğu yazılar yada fotoğraflar paylaşırım koca sosyal medyamda ama  jason  2007'den beri bir istisna olarak her zaman dinlediğim, cümleler yazdığım adam oldu. Bu yüzden tanışmam beklenen şeydi ve tanışmamla beraber pau gasol'le tanışmamdan sonra pastayı ne dilekle üflersem gerçek olur argümanımın da bir tane daha kanıtı olmuş oldu.

Hayatımda gittiğim en güzel konser, jason mraz dünyadaki en sevimli insandı.
Tanıştığımda o sanki yıllardır tanışıyormuşuz gülüşü, buradan çıkınca içmeye bakışıyla dünyanın en doğal ünlüsü ilan ediyorum kendisini.

08.09.10 Pau Gasol
19.07.13 Jason Mraz
Herhalde artık kimse dreams are my reality dediğim zaman şaşırmaz.

Konserde geziparkıyla ilgili bir sürü şey söyledi. Zaten adamın kendisi biraz daha uğraşsa doğayla bütün bir yaşantı gerçekleştireceği için beklenmeyen bir şey değildi.
Bella luna söylemedi, details in the fabric söylemedi, life is wonderful söylemedi
ama hayatımda en çok sevdiğim şarkıyı, song for a friend'i söylediği için umrumda değil. Dünyanın en güzel konseriydi.Bıraksalar saatlerce dinlerdim.

 "Just know wherever you go, you can always come back İstanbul."

17 Temmuz 2013

Quote of the day



Sometimes the expected simply pales in comparison to the unexpected. You gotta wonder why we cling to our expectations, because the expected is just what keeps us steady, standing . . . still. The expected's just the beginning. The unexpected is what changes our lives.

- Meredith

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...