iki eşittir bire

"Nous sommes nos choix."

"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

9 Haziran 2013

"O yoldan gitme, polis var!"

Muhtemelen şu zamana kadar onlarca gezi park yazısı okudunuz, yüzlerce fotoğraf gördünüz-video izlediniz. Hepinizin kalkıp "eylem süresince şu yapılan çok yerindeydi ama şu da yanlıştı yahu" dediği şeyler oldu. Toplum olarak hepimizi geren, kanımızı donduran takım elbiseli adam açıklamalarını izledik her zamanki gibi.Hatta bazen bu bile olmadı televizyonlarımızda, zira penguenler yer aldı ekranlarımızda.
En çok "bu direniş sonucu, neler olacak" soruları dolanır oldu etrafımızda. 80 jenerasyonu geçmişi göz önüne alıp korkarak yaklaştı olaylara aman ilk kurşun atılmasın dediler; bizler, 90 jenerasyonu ise ilk defa hayatımızda gördüğümüz bu hengame için bir çocuk cesaretiyle korkusuzca yazdık, çizdik, bağırdık.

Peki derdimiz neydi, sadece gezi parkı için mi bunca insan sokaklarda günlerdir uyumuyor?

Açıkçası gezi parkı, bundan iki ay önce kimsenin uğramadığı bir yerdi. Hiç duymadım ki şunca zamandır "hadi gezi parkına gidelim oturalım, ne güzel de mekandır" diyen bir grup. Hatta bazen taksim dönüşlerinde eve giderken ne kadar sessiz bir park diye aramızda konuştuğumuz bir alandı.
Direnişin ilk gününde insanların o alan için küçük bir kalabalıkla protesto etmesi hiçbirimizin şaşırmayacağı şeydi.Zira ne zaman taksime gitseniz aynı gün içinde üçten çok protesto görmek çok alışılagelmiş bir durumdur biz İstanbullular için.

TC kaldırılmasın!
Kadın haklarına saygı!
Kürtlere eşitlik!
Gay ve Lezbiyenlere hak!
Çerkes soykırımını unutma!
Hrant Dink!
Onlarca protestoyu aynı anda görebilirdik taksimde..
On yıl önce de bu böyleydi, şimdi de görüyoruz. Değişen şey bu değildi.
Değişen, on yıldır Türkiye'nin başında bulunan hükümetin en ufak bile zıt görüşe katlanamıyor olması ve işlemleriyle bireyleri adeta çizgi hizasına getirmek isteyen bir tutum sergilemesi. Asıl sorunumuz, hükümetin bizi koyundan başka bir canlı olarak görmemesi ve "Demokrasi" kelimesini ağızdan düşürmeyen bir başbakanın yaptığı eylemlerin bir diktatörden farklı olmayışıdır.

Bunu sadece gezipark eylemcileri için demiyorum. Ülke içinde aşırı sağ görüşte olman, aşırı sol görüşte olman, aşırı fanatik Beşiktaşlı olman yani her şeyin aşırısı bir tehdit olarak görülüyor ve derhal tedbirler alınıyor, yasalar çıkarılıyor, bu doğrultuda yargıda kararlar görülüyor; kamuoyu bunlara yönelik oluşturuluyor. Yani sana açık açık:
"Sen istersen yirmi milyon ol, burada benim borum öter şekerim" diyorlar.
Ben mi yanlış biliyorum yoksa başbakan çoğunluğu temsil ettiği zaman diğerlerinin başbakanı olmaktan çekilme hakkına mı sahip?
Aklım almıyor hangi ülkenin başbakanı milyonları sokağa dökeriz der. Kimin gücünü kime karşı kullanıyorsun demezler mi?

Başbakana olan bu bitmek tükenmek bilmeyen cümlelerim bir yana, bu sıralar en çok duyduğumuz cümlelerden birini nasıl garipsiyorum bundan bahsedeceğim:
 "Ben apolitik bir insandım, hayatım boyunca hiçbir eyleme katılmadım, siyasi parti desteklemedim.Ancak gezi parkı olayına sessiz de kalamadım" 

Ben bu cümleye katılmıyorum çünkü hiçbir siyasi grubu desteklememek bile kendi içinde bir siyasettir ve her insan hayatında kendi bakış açısına göre kendi farkına vardığında bir siyaset benimser. Bu illa ekonomi düzenleriyle, sınıfların mücadelesiyle, geçmişte yaşanan olaylara inatla hırsla ilgili olmak zorunda değil. Sen hayvan haklarını savunuyorsan dahi, o ağaçlar kesilmesin diyorsan dahi bir politik görüş içindesindir.
1 Mayıs'ın taksimde kutlanmaması,19 Mayıs yürüyüşüne izin verilmemesi, TC'nin kaldırılması konusu, Alkol yasası, 4+4+4 eğitim reformu, Atatürk'e ayyaş denmesi ve silinmeye çalışması, Kürtajın yasaklanması konusu bunların hepsine veya hiçbirine katılmıyor olabiliriz. Bazıları bizi çok ilgilendiriyordur; bazıları ise hayatımızda yeri olmayan konulardır.
Yaşanan gelişmelere tepkisiz kalmak, iki üç arkadaşımızla beraber laf arasında hararetle geçirmemiz, etkin olmayacağını düşündüğümüzden düşündüğümüz onca şeye ket vurup kendi içimize dönüşümüz, bugün gezi parkı direnişinde o bastırılmış cümlelerimizi açığa çıkardı.
Binlerce insan söylemek istedikleri bir platform olduğunu gördüğü için, artık kısıtlanmaya katlanamadığı için sokaklara döküldü. Çünkü maalesef ne eğitim sistemimiz, ne ailelerimiz ne de başından kalkamadığımız teknolojimiz bu alanı bize yarattı. 

Ve şimdi,
Günlerce biber gazı yiyen insanlar, coplanan insanlar hatta ölen insanlardan konuşuyoruz.
Televizyona devleti temsilen birileri çıksın da bizi avutacak bir şeyler desin diye bekliyoruz.
Topçu kışlası yapılır ya da yapılmaz, onun içine alışveriş alanları konabilir yada konmaz bence şu saatte tartıştığımız şeyler bunların hepsinin ötesine geçti.
Medya sussa da, gazeteler  çarpıtsa da, Avrupa Birliğine girmeyi her şeyden çok önemseyen insanlar kendilerini kaybetse de gerçek olan bir şey var ki, her akşam saat 9'da apartmanımdaki 60 yaşındaki teyze çekiçle tencereye vurarak kendini tatmin ediyor.
Dün gezi parka gittiğimde karşılaştığım manzara dünyanın en demokratik, medeni, eğlenceli, bol gülmeli-danslı yeriydi. Ama bir yandan bu bir çözüm mü bunu düşünüyorum. Çadırlarda yaşayan insanlar, sloganlar atan insanlar ne güzel! Ancak demokrasi diye inadımız varsa eğer ki, artık harekete geçecek bir şeyler yapmamız gerek. Sivil toplum örgütlerinin durmaksızın harekete geçmesi, kamuoyu oluşturulması gerek.

Gezi parkı ülkemizde bundan sonraki jenerasyonlara gururla anlatacağımız bir sivil bir direniş örneğidir.
Silahla, zararla, tehtidle, kuvvet kullanarak değil; kitap okuyarak, çiçek vererek, şarkı söyleyerek, bağırırcasına şarkı söyleyerek inadımızdan vazgeçmeyince istediğimizin olabileceğini gösteren bir direniş olmuştur.

Sizin hayatınızda isminizin önüne koyduğunuz etiketinizi bir yana bırakarak yer alabileceğiniz bir eylem olmuştur.Ben bir 90 jenerasyonu çocuğu olarak; şuan duvarlarda yazan sanal bebek cümlelerinin, gta şakalarının, fight club kurallarına bakıyorum da, polise karşı bu eylemde orantısız zeka kullanımı hakikaten söz konusu. Yazık...

Not: Şu bir haftadan sonra gönül rahatlığıyla yüz kere söyleyebileceğim şey: İyiki Beşiktaşlıyım!

Esra Uçar