iki eşittir bire


"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Dreams are my reality."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

22 Aralık 2012



Öldükten sonra dirilebilen bir insandan bahsediyoruz. Bunu da ancak Edgar Allen yaptırabilirdi zaten. Lady Ligeia'ya sevgiler.

Şşşt. Sessizlik.


İnsan sınıflandırmak hayatım boyunca yapmadığım birşey.Ama illa birilerine ayrıcalık tanmam gerekirse saksafon çalan insanları gösteririm. İnsanların neden madde bağımlılıkları olduğunu çözemiyorum en nihayetinde kendine zarar vermeden de kendini kaybetmenin bir sürü yolu var.

Şuan saat 3.53
şuan her yer sessiz,
şuan beni senden başka kimse daha iyi tanıyamaz.

she's somewhere out there now.


Dünya Jeff'i kaybettiği gün üzüldüğü kadar nadir üzülmüştür.

14 Kasım 2012

Hepburn her yerde



Vaziyet raporu

Carrie: Your girl is lovely,Hubblle.
Mr. Big: I don't get it.
Carrie: And you never did.

Maybe some women aren't meant to be tamed. Maybe they need to run free until they find someone just as wild to run with.

29 Ekim 2012

Big Bang Theory


Raj'in halloween icin kurdugu cumleye haftalarca gulerim herhalde:

"I was thinking of dressing up like Indiana Jones’s mocha skinned love child, Indian Jones"


5 Eylül 2012

Şarkılar Seni Söyler



Anneme yazıldığı konusunda ciddi tezlerim var.
Aşk gibi, sevda gibi; huysuz ve tatlı kadın..

Özdemir Asaf'tır şair

O'nu kırmış olmalı yaşamında birisi,
Dinledikçe susması, konuştukça susması..
Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası.

25 Haziran 2012

Beautiful but mess

don't mind my nerve, you can call it fiction cause i like being submerged in your contradiction.
                                                                                                                       Mraz /Beautiful mess.

10 Haziran 2012

As time goes by

Hayatımız boyunca milyonlarca şarkı dinleyeceğiz,binlerce şarkıcı duyacağız; bazıları içimize dokunabilecek kadar "biz" olacak, diğerleri de o an'ı güzel doldurup on yıllar sonra kulağımıza çalındığında sözlerini anımsamak için uğraşıp kendi kendimizi mutlu edebildiğimiz o minik anlardan birini yaşatacak. "Biz" şarkılarının şöyle güzel bir özelliği var ki hepimizin bir şarkıda bile başka bir şey düşünüyor olması. Hepimiz kendimizce anlamlar katıyoruz şarkılara, birbirimize adıyoruz;aşık olunca dinliyoruz yada o an'dan uzaklaşmak adına hatta hiçbir anlam yüklememiz bile o şarkıyı farklı kılan değişik olmasını sağlayan birşey aslında. Kime sorsanız en sevdiğiniz şarkı ne diye o deli gibi dans edilen, yüzlerce kez dinlenmiş oynak şarkılardan birini söylemeyecektir çünkü kim ne derse desin her şeyde olduğu gibi şarkılarda da "kötü günde yanında olmak" kavramı vardır. Her farklı şarkı her farklı insana göre bazen anlamsız; bazen çok özeldir. Bana kalırsa şu blogda yıllarca anlattığım jason mraz damien rice john mayer bile yetmez bazen anlatmaya düşündüğümü. Ama o adam,
dünyanın gelmiş geçmiş en sinsi adamı olduğunu düşünüyorum. Kadın ruhunu anlayan biri varsa dünyada; ondan başkası olamaz.
Evet hepimiz tanıyoruz onu, bazıları onun şarkılarını ailesinden duyacak kadar şanslıydı, bazılarıysa kendi çabalarıyla tanıdı.Çok sinsi, çünkü ne söylemesi gerektiğini çok iyi bilmiş, bir de üstüne masum rolu yapmış hepimizi kendine aşık edip, sonsuza kadar gitmişti.
Ah Frankie,
Bir şey biliyorum ki, birini düşünerek Sinatra dinlemek; onu özlemekten, çok sevmekten, vazgeçememekten çok öte bir şey. Eğer bunu başarabilmişseniz kötü gününüzde insanların yanınızda olmaması sizi o kadar da üzmez, sonsuza kadar orada olacak bir adam inanın var.

2 Haziran 2012

"It's like my girl, Beyonce says, if you like it, you shoulda put a ring on it."

Let it be

Her şey, her geçen saniye değişir. Değişim hepimizin hatta en hayatını korumak isteyen, zamana düşman insanlar için bile karşı konulmaz. Birilerimizin durdurmak istediği anlarda bile zaman ve beraberinde getirdiği değişim hiçbir zaman sona ermez. En basitinden her an yaşlanmamızı düşünelim. Belki bebeklikten çocukluğa geçiş kadar gözle görülür olmuyor ama gözünüzü beş saniye kapattığınızdan açmanıza kadar geçen zamanı bir daha asla yakalayamayacak olmak sizi de çok korkutmuyor mu ? Mesela ben bu yazıyı 2 Haziran 2012'de yazıyorum saat 21:57, bir daha asla bu zaman görülmeyecek.
Değişim böylesine hayatlarımızdayken ve ben bunu bu kadar benimsemiş bir insanken neden insanların da değişebileceğini kabul edemediğimi sorarsanız bir muamma. Hatırı sayılır bir zaman geçtikten sonra dahi bazı insanlarının değişemeyeceği söylüyorum içinizden bazılarınız gibi. Şans vermek bile değil bu. Şans verme lüksünü kendimde görmüyorum diyebiliriz. Zamanın beni kesinlikle değiştirdiğine inanırken diğer birimizi değiştirmediğini savunmak ne kadar tutarlı bilmiyorum. Belki de "değişmez" dediğimiz insanlar biz öyle istediğimiz, değiştiğini kabul ettiğimiz zaman hayatımızda o geçen değişim sürecine ek bir farklılık hatta farkındalık kazandıracağından ve bundan korktuğumuzdan "değişimi" kabul edemiyoruzdur. Çünkü bazen gerçekten yaş kaç olursa olsun, yaşlılığın/üşengeçliğin mottosu olan "ne gerek var" cümlesi hepimizi içine alır.
Korkuların üstüne gitmek sonucunda ne getirir bilmiyorum, bildiğim şeyse:
Değişimden korkmanın insanın kendisinden korkması olduğudur.
Başkalarından korku bile yeri gelince üstü kapanır, karanlık korkusu bile gözlerini sıkıca kapayıp "Do wah Diddy" söyleyince geçer ama insanın "değişmez" diyip malum kişileri hayatına dahil etmekten korkması, insanın kendisinden korkmasıdır.
Ama olmuyorsa da, yani puzzle parçası o yere oturmuyorsa da olabilecek en kolay yola seçip, zamana bırakın. Siz şuan kaldığınız yerde yüzyıllar boyunca kalsanız da değişimin bir parçası olmaktan nasılsa kendinizi alamayacaksınız. Sadece bana çok yararı dokundu, dokunabilir diye az sonra söyleyeceğim üç küçük detayı hatırlayarak değişimi benimseyin. Bu adamın dediklerini dinlersek, hiç üzülmezmişiz gibime geliyor:

"Hold your own, know your name and go your own way,
everything will be fine"
(Details in the fabric-Jason Mraz)

http://fizy.com/#s/150hye

30 Mayıs 2012

8.10 Vapuru

..
Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İki de bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Söylemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var.

Bir Cemal Süreya.

I can't do anything with your easy words

Dünyanın en iyi ayrılma sahnesi değil de nedir?
Jude Law'ın bastard diyişi
Natalie portmanın mimikleri,
söyleyeceklerim bu kadar.

28 Mayıs 2012

Funny face !!

En sevdiğim Hepburn filmi -Funny Face,
Dünyanın gelmiş geçmiş en zarif kadını değil de nedir bir söyleyin.
Keşke şimdilerde senin gibiler olsa;
belki Natalie portman bir nebze.

28 Nisan 2012

"Dikkat et sadığımdır sadece kendime"

Her insanın birbirinden bağımsız karakterler içermesinin sebebi sadece farklı dünyalara göz açmamız, doğduğumuz yerin başka olması, ayrı yerlerde büyümemiz yada farklı eğitimler görmüş olmamız değildir. İnsanın doğuştan kazandığı karakteristik özellikler vardır.
Hani şu "yedisinde neyse yetmişinde o olur" sözüne referans olan "huy"lardan bahsediyorum.
Dünyada 6 milyar insan var ve 6 milyar başka başka karakter vardır. Farklılıklar böyle ortaya çıkar ve kim ne derse desin; renklerin milyonlarca olması ne kadar güzelse; farklı karakterlere sahip olmamız da bu kadar güzeldir. Birbiriyle aynı olan bir yığın insandan daha sıkıcı ne vardır ki dünyada?
Farklı bakış açıları, farklı zevklerdir dünyayı çekilir kılan.
Beğenmediğimiz bir şarkıyı ele alalım mesela. İyiki beğenmeme gibi bir lüks tanımışlar bize. Yoksa beğendiklerimizin dışına çıkamaz kalıp insanları olarak yaşardık.
Bu farklı karakterlerin hiç mi kötü yanı yok derseniz, tabii var. "Katlanamamak" kelimesini de beraberinde getirir. Bazı insanlar vardır bırakın konuşup beğenmemenizi, aynı ortamda durmaktan bile korkunç rahatsız olursunuz. Bunun için çekip gidebilir, başınızı yastıklara gömebilir ve yapmamanız gereken tek şeyi yapıp karakterinizden ödün verebilirsiniz.
Bu yazının amacı "bakın farklıyız oh ne güzel" değil, farklıyız ve bunu korumak için bazen kendimize karşı bile savaşacak olsak vazgeçmemeliyiz'dir.
Eminim karakterlerimizden ödünler versek şuan çok daha iyi yerlerde olurdunuz; belki o aşık olduğunuz çocuklarla yada kızlarla birlikte olurdunuz yada belki ailenizin gözde çocuğu siz olurdunuz. Sorunsuz kavgasız bir ilişkiniz olurdu. Ama kendinizi hep eksik, hep bağımlı hissetmekten de kaçamazdınız. Daha az kıskanç olmak yada daha çok hırslı olmak size belki az önce saydığım gibi avantajlar sağlayabilirdi. Ama yine başınızı yumuşak yastığınıza koyduğunuzda kafanızın içinde bir yerde sizi yemek üzere bir ses duyardınız. Vicdan diyebiliriz bu sese, kendi karakterinden ödün verdiğin için insanın kendine karşı harekete geçen vicdan. Vicdan yapılmasının en kötü hali de budur zaten; çünkü diğer türlü üçüncü şahıslara bahaneler yaratarak kendinizi rahatlatabilirsiniz. Bununla birlikte konu "kendiniz" olunca açık seçik her şey ortadadır. Gizlenmek, kaçmak hiçbir işe yaramaz aksine daha huzursuz hissetmenizi sağlar. Bu yüzden hayatınızın aşkı için bile, aileniz için bile, saygı duyulmak istediğiniz anlarda bile kendiniz bu duruma sokmayın. Hayat başkasının hayatına göre yaşanmayacak, onlar için ödünler veremeyecek kadar kısa.

Bu anlattığım şeyleri fedakarlık yapmayın anlamında demiyorum. Tabi ki bencillik size her şeyi kazandırmaz; merkezinizin kendiniz olduğu dünyada birileri için fedakarlıklar yapmaktan kaçınmayın; kendinizi önceleyin ama bunu yaparken başkalarının mutsuzluğunu da düşünün.Çünkü hiçbir mutluluk birilerinin mutsuzluğu üzerine kurulduğu zaman sonsuza kadar süremez.

Son olarak düşünüyorum da, dünyada sadakate dair olan tüm cümleler genelde birlikte olunan kişiye, aileye, topluma, arkadaşlara karşıdır. Aklınıza sadakat denilince başkalarına karşı hissettiğiniz bağlılık gelmesin çünkü dünyada kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şey öncelikle kendinize karşı sadık bir insan olmanızdır. Birilerine benzemeye çalışmak yada birilerinin yanında kendinizi onlara göre ayarlamak kendinizi aldatmaktan başka bir şey değildir.
Ve eğer kendinizi aldatırsanız
bugün, yarın, on yıl sonra...
ama inanın bir gün kendi kendinizi sorgularken bulmanız kaçınılmaz olur.

Demek istediğim renginizi belli etmekten korkmayın. Hem böylece renginize uyacak renkler daha kolay ulaşır yanınıza. Yeni renklerle karışır bambaşka bir gökkuşağı çıkarırsınız ortaya.

20 Nisan 2012

Dünyadan beklediğim potansiyel
Bob Dylan çeneli insanlar.
Mümkünse uzun olsunlar.

15 Nisan 2012

Paul McCartney - My Valentine (Featuring Natalie Portman and Johnny Depp)


Zaten Paul McCartney yeterince yetiyordu.Bir de Natalie Portman gibi dünyada en sevdiğim aktris ve Johnny Depp gibi rüyaların erkeği şöyle bir şey yapınca kendimi kaybetmem işten değil. Çok tehlikeli bu ikili, çok hemde.

10 Nisan 2012

Don't hold your love over my head.
                                                                                       J.Mayer

3 Nisan 2012

3 Nisan 2012

Bence ait hissetmek, birine güvenmek aşktan,sevgiden çok daha tehlikeli,önemli bir duygu hayatımızda.Aşkın an'a ait bir duygu olduğuna eminim. O an'ın sonrasında yaşananların aşkı değil o zamanki halinizi özlemekten kaynaklandığını düşünüyorum. Sevgiye gelince baya baya "kutsal" duygu.İstanbul'a duyduğum sevgi mesela, ansiklopediler yazsam anlatılmaz,paylaşılmaz.Kesinlikle sevginin sonsuz bir duygu olduğuna,kalıcılığına eminim ama ait hissetmek sevgiden bile ayrı bir duygu.Özellikle kendi hayatının her hareketini kontrol etmek isteyen insanlar için birine ait hissetmek, özellikle yerleşik hayatının içine katıp güvenmek imkansıza yakındır.
Bu imkansızlığı düşünüp genel de insan izin vermez bunu yaşamaya
Ama bazende kulağına bi ses
"Carpe diem" der.
İşte her hikaye de buradan sonra başlar..

Eskimeyecek dizi


So, I guess the point of this long run-on sentence that’s been the last 10 years of our lives is that the simple act of being in love with you is enough for me.

Ah canım.

1 Nisan 2012

Let's pretend we never met

Bu adamı dinleyiniz

Shakespeare said: I always feel happy, You know why? Because I don't expect
anything from anyone, Expectations always hurt.. Life is short.. So love
your life.. Be happy.. And Keep smiling.. Just Live for yourself and

Before you speak »Listen
Before you write »Think
Before you spend »Earn
Before you pray »Forgive
Before you hurt »Feel
Before you hate »Love
Before you quit »Try
Before you die »Live


That's Life...Feel it, Live it & Enjoy it.

25 Mart 2012

İçimizdeki Şeytan

"Zaten anlatmak istediğim bir şey var, bin bir şekle sokup anlatmak arzusuyla yandığım bir tek şey: sizi sevdiğim. Bunun dünyanın teşekkülünden beri kaç milyar defa tekrar edildiğini unutmuyorum, fakat siz söyleyin, canlılığından bir şey kaybetmiş mi? kâinatta hiçbir mevcudun olamayacağı kadar taze ve olgun değil mi? bu öyle bir kelime ki doğuyor ve doğuşuyla beraber kemali de içinde getiriyor. Sizi seviyorum... Başka ne söyleyeyim? Siz de cevap vermeye kalkmayın. Bir insanın bütün varlığı ile karmakarışık ruhu, esrarı çözülmemiş vücudu, arzuları, itiyatları, ihtirasları, hulasa her şeyi ile size teslim olması, size iltihak etmesi (katılması) ne muazzam bir şeydir! Bunu tamamıyla anladığınızı biliyorum. Bunun karşısında lakayt kalamayacağınızı da biliyorum. Hiçbir insan seven bir insanın karşısında alakasız olamaz. Dünyanın bu en harikulade hadisesi karşısında kimse hareket ihtiyarına (davranış özgürlüğüne) malik değildir. Buna hakkı yoktur. Nasıl muhtaç olduğumuz havayı istemem demeye, mekân içinde bir yer işgal etmekten vazgeçmeye kuvvetimiz yoksa bize verilen bir aşkı almamaya da iktidarımız yoktur."

-Sabahattin Ali

19 Mart 2012

bazı gecelere sadece smiths uygundur.







Bukowski

En sevdiğim Bukowskininkilerden. evet şiir demedim basite indirgeyemedim.

“I will remember your small room, the feel of you, the light in the window, your records, your books, our morning coffee, our noons our nights, our bodies spilled together, sleeping, the tiny flowing currents, immediate and forever, your leg my leg, your arm my arm, your smile and the warmth of you who made me laugh again. little dark girl with kind eyes you have no knife. the knife is mine and I won't use it yet. ”

Charles Bukowski

6 Mart 2012

Lover you should've come back to bed

Ah Buckley,Mayer siz yok musunuz..
Arka arkaya kaç kere dinledim acaba sizi bilmiyorum sonunda kafamda lover you should've come back to bed gibi bir mix yaratmayı başardım.





20 Şubat 2012

29 Ocak 2012

Dream a Little Dream of Me


Stars shining up above you
Night breezes seem to whisper "I love you"
Birds singing in the sycamore trees
Dream a little dream of me

28 Ocak 2012

Twiggy



Masumiyetin ve hüznün fotoğraflanmış tek hali.

Full House




Küçüklüğümüzden belli belirsiz bir şey hatırlamayagörelim, hemen sahipleniyoruz.
Dünya tatlısı olsen kardeşler.
Bir insanın kendi içindeki savaşı anlatan en iyi filmlerden biri Blackswan.

25 Ocak 2012

Closer (2004)

















Bazen de söylenecek tek cümle,
Jude law'un aksanı ve çenesidir.

Alice: Is it because she's successful?
Dan: No. It's because... she doesn't need me.

21 Ocak 2012

"sırf dönebilmek için gitmek"

Factory Girl-


In
the year 2000 you're going to have a problem...
Leisure time will be a problem in the year 2000.
I just want you to realise,
I just want to make sure that you know of it now
-Edie

The winter's tale

Biz bunlarla büyüdük no:456

“This is about how you carried my bag off the bus yesterday. This is about how.. when we go to the movies, and you go and you buy popcorn, you always make sure you bring back a napkin so I don’t wipe all the grease on my jeans. And this is about how just last week when we were at miniature golf, you took all of the shots first so I would know the correct path. You taught me how to drive. And last year at prom, you knew that the bracelet I was wearing was my mom’s. You kissed me first, sweetheart. The second time, you counted to ten before doing it again, just in case I wanted to stop you. You bought me a wall. We were alone on a boat for three months, and you understood without a word why I wasn’t ready. Do you have to ask me now, why I am? Pace, I’m going to count to ten.. and then I’m going to start kissing you. If you don’t want me to, then you’re just gonna have to stop me … ten, my love.”

İzlemeye kıyamamak

Duygusal yaşadığım bir dönem varsa şuan gerçekten özellikle hissettiğim tek şey friends biter korkusu.
İzleyemiyorum hemen gelir sonu ve biter diye. Resmen duygusal yaklaşıyorum olaya.
Hayatımda bir diziye bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum kısmını zaten geçiyorum. How i met your mother'ın bazı bölümlerinin de hooop copy paste olduğu gerçeğini bırakalım. Coupling de çok severek bitirdim ama friends gerçekten bir cümleyle diziyi durdurup 10 dakika boyunca gülmemi sağlıyor.
Çok üzülüyorum bitti diye içten bir şekilde.
Chandlerı inanılmaz benimsemiş durumdayım zaten. Sorsalar en yakın arkadaşlarımın içinde sayıcam adamı.
Bu tatil de az izleyerek bitirebilirsem iyi.
İşte böyle zorluklar da yok değil.Önemli meseleler bunlar.


18 Ocak 2012

19 Ocak'ta Ne Olmuştu ?



‎"Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce."

Özdemir Asaf'tır şair.

Yanınızda!

Yalanlar kaybolmaz, çarpıklığı gün yüzüne çıksa bile,karşı taraf görmezlikten gelse ve affetse bile yalanlar doğadaki her şeye olduğu gibi zamana dayanamaz ve havada dağılır yalnızca. Doğada var olan hiçbir şey yoktan var olmamıştır, "var" durumdayken de kaybolmaz.

Ağaçtır-kağıt yaparsın-yakarsın kül olur-savurursun rüzgara karısır ama bitiş değildir sonu.


Kurgularsın yalan söylersin, öğrenilir inançsızlık getirir,sözcüklerden gitse de önyargi verir.Sonunda affedilir bu sefer de hatıra olarak yerini alır. Ama hep eski tabloların bıraktığı koku gibi etraftadır. Üstüne yeni yalanlar gelmedikçe varlığı gitmez aralarınızdan, anılarınızdan.

14 Ocak 2012

Scent of a woman

Al Pacino söz konusuyken  sıkıldığımı hiç hatırlamıyorum.Senaryo kötü olsa bile,çekim kötü olsa bile, soundtrackler kötü olsa bile sadece o ve oyunculuğuna hayran olarak üç saat geçirebilirim. Herkesin kendine özel Al Pacino filmi vardır. Bazıları scarface sever,bazıları Godfather II,Devil's Advocate,Dog day afternoon yada Sea of love.. Benim en sevdiğim Al pacino filmi Scent of a woman.Kadın ruhundan anlar diye değil sevmemin sebebi, bence bir oyuncu en fazla bu kadar oynayabilirmiş en fazla bu olurmuş diye tapıyorum bu filme.
Çevremdeki tüm insanlara zorla izlettirmem de bu yüzden,
kimse o tango sahnesini izledikten sonra sevmemezlik yapamaz
Böyle bir lüks vermiyorum hiçkimseye.

4 erkek-1 ay

Bir gün bana gelip,
sevgilin olmayacak ama hayatını dört erkekle geçiriceksin ve bu durumdan hiç sıkılmayacaksın deseler,önce anlamaz sonra gülerdim.Mraz,Buckley,Damien,Mayer.
Bir ay boyunca hayatımı bu dört erkeğe adamaktan başka planım olmamasının beni ne kadar mutlu ettiğini anlatamam.

*

Bir erkek ve bir kadın beraberken sesli konuşmalardan çok fısıltıyla konuşulanlar akılda kalır, kulağa fısıldanan cümlelerin etkisi uzun süre de geçse gitmez evlerin,odaların, akılların içinden.

Heyecan yüklü bir bulutun yüreğinize inişini izlersiniz önce.. Sonra, o bulutun size aşık olan insanın verdiği huzurun yansıması olduğunu anlarsınız. Evet! Biri size aşıktır. Sizi seviyordur. Bakışlarında kendinizi görebiliyorsunuzdur. Kaldırımda daha dik yürüyorsunuzdur artık.. akşamlar daha erken geliyordur mesela.. sabahlar daha geç..
Sevilmek ve aşık olunmak gücünüze güç katmaya başlamıştır, size enerji veriyordur. Hep arasın istersiniz. Arar. Hep kıskansın istersiniz. Kıskanır. “Seni seviyorum” diye biten mesajlarıyla doludur telefonunuzun hafızası. Adı, her aklınıza geldiğinde kalbiniz hızlı hızlı atmaya başlar. Başkalarının gözüne uzun uzun bakmayı bile ona ihanet zannetmeye başlarsınız. Böyle geçip gider günler.
Sonra onu daha az düşünmeye, hayatınızı dolduran uğraşların içine daha çok girmeye başlarsınız. Günlük yaşantınız içindeki meşguliyetler, aşkın biraz daha beri yanına iter sizi. Ama siz bunun farkında değilsinizdir. “Neden aramıyorsun”lar, “sonra ara mısın”lara, “seni seviyorum”lu mesajlara yanıtınız “ss” lere dönüşür. Hayatın hayhuyu içinde kaçırıverirsiniz size aşık olan kişinin aslında ne kadar kıymetli biri olduğunu.
Uzun zaman direnir aşığınız. Ama hayatın hep arka fonunda kalmak bir gün onu da yorar. Geldiği gibi, sessizce çekilir ve gider hayatınızdan.. yer değiştirmiş olan alışkanlıklarınız hemen hissetmez yokluğunu. Zamanla ağırlaşır, zamanla koymaya başlar eksikliği. Sonra “aman Allah’ım ben ne yaptım”lar pelesenk olur dilinize. Ama “o” artık elinizi uzattığınız yerde değildir.
Ya ağır yaralarla ya da hafif kanamalarla geçirirsiniz bu süreci. Zaman, alır ve ötelere sürükler sizi. Bir zamanlar anlamadan yaşadığınız aşk, acısını çok sonra, sizi bir istimlak gibi kuşatarak yaşatır. Ama o artık yoktur. Belki de bir zamanlar sizin kıymetini bilmediğiniz o aşkı, şimdi başkalarına sunuyordur. Kim bilir..
Herkes kendi yolunda yürür ve bilirsiniz ki her “aşk yitiğine” yeni bir yol vardır nasılsa. Mühim olan, o yeni yollarda eski aşkların tecrübesiyle nasıl yürüdüğünüzdür.
Hayat devam edecek. Her şey unutulmaya yüz tutacak. Belki çok daha yakışıklılarını, çok daha güzellerini seveceksiniz. Ama.. ama hiçbir zaman aşka o kadar saf teslim olamayacaksınız. Başka omuzlarda hep o giden için ağlayacak, başka şehirlerde, başka aşkların peşinde koşacaksınız. Yine seveceksiniz, yine sevileceksiniz. Fakat, her şeyde bir eksikle.. kimse sizi onun gibi sevmeyecektir.. her gelen eksik gelecek, her giden size o’nu getirecektir.
Meğer ne kadar da zormuş değerince sevilmek diyeceksiniz. Başklarının size aşk diye sunduğu sevgi kırıntılarını sonsuzluğa uğurlarken, bir zamanlar size biad eden sevgilinin kıymetini buruk bir pişmanlıkla anlayacaksınız. Tam da böyle bir zamanda o’nun son mesajını hatırlayacaksınız, “seni ne kadar çok sevdiğimi, biri seni sevince anlayacaksın.”