iki eşittir bire


"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Dreams are my reality."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

26 Kasım 2009

Veronika neden ölmek istiyormuş ki?


Bir solukta okunan kitaplara bir yenisi daha eklensin o zaman.
Hatta bir solukta kısmını birazcık açarsak kitap bittiği anda ikinci defa ne zaman okusam dedirten bir kitap.
Veronika hepimiz gibi sorunsuzluğundan sorun yaratan intihar etmiş ama bunu bile başaramamış bir kızcağız, yerleştirildiği akıl hastanesinde hayatının kıymetini "en iyi" şekliyle anlama hikayesi.

Ama paulo coelho yazmış yani. Diyecek pek de bir şey yok aslında.
En iyi 10 listesine düşünmeden yazarım

Okuyunuz..

17 Kasım 2009

puslu cam şarkıları

bir gün olurda yaslanırsa başın puslu cama
bir şey düşünmek istersen,
kısaca özenirsen romandaki,filmdeki o karaktere
bürünmek istersen o kimsesizliğe
yapmayacaksın.
çünkü düşünecek bir şey bulamayacaksın,
kendini üzeceğin hiç bir şeyin olmadığını farkedeceksin.
müziklerin hiç birinin senin içini acıtmadığını,hiç kimsenin yalvarışlarının önemli olmadığını,uğruna harcayacak şeylerin olmadığını anlayacaksın.
her zaman övündüğün o umursamazlığın bile seni umursamayacak.
kendini kapattığın o kapalı kutunun içinde aslında her şeyin yok olduğunu göreceksin.
kendi kendini hapsettiğine bir zamanlar
"iyiki" diyen sen,
"keşke"yi öğreneceksin.
Umarım öğrenirsin. çünkü bir şeylerin kıymeti sadece "keşke" dedikten sonra öğrenilir.geri gelmeyecek şeyler bazen daha ileriye götürür seni.O basını yasladığın puslu cam birden çok şey getirir hayatına,belki derinlerden,çok derinlerden kısık sesli bir mırıltı gelir kulağına,puslu bi şarkı uğurar içine,ses verir,hayat verir,seni verir.

belki çok sonra mutluluk bile gelebilir ~

15 Kasım 2009

isimsiz.

"Seni anlatacaktım..senden söz edecektim...yada senden haber edecektim.seni bilsinler istedim belki de... ismini söylesem kiminin aklına şımarık,kiminin aklına uysal,kimininde cahil,kiminde alim,kiminde mazlum,kiminde zalim,kiminde genç,kiminde yaşı,kiminde çirkin,kiminde güzel bir şeyler canlanacaktı.herkes kendi aklından,kendi geçmişinden,kendi kitaplarından,kendi tarihinden,kendi açısından yani "kendin"den bir olta takacaktı sana...rengini söylemeye kalksam kimi kötü,kimi iyi,kimi yakan,kimi yanan,kimi duran,kimi koşan,kimi ayık,kimi sarhoş sanacaktı.herkes "kendi" rengiyle boyayacaktı seni..Kokunu anlatsam kimi hoş,kimi iğrenç,kimi hafif,kimi ağır,kimi çiçekli,kimi baharatlı sanacaktı seni.Herkes "kendi" burnuyla koklayacaktı seni...Tadını söylesem kimi acı,kimi tatlı,kimi ekşi,kimi mayhoş,kimi tuzlu diyecekti sana.Herkes "kendi" dilinin bildiği bir tada bezetecekti seni..Huyundan söz etsem; kimi iyi,kimi kötü,kimi korkak,kimi cesur,kimi tembel,kimi çalışkan,kimi kahraman,kimi kaçak,kimi akıllı,kimi deli sanacaktı seni.Hepsi "kendi" kalbinden seyredecekti seni.

Baktım ki,neyinden bahsetsem "onlara",neyinden söz açsam "onlardan",neyini söylesem "onların" olacak;ne söylesem örtecek seni,sustum,hiç anlatmadım...
Suskunluk bile herkesin karnında başka bir çocuğa gebeydi.
Saklandım,beni gören seni bir şey zannetmesin diye..."