iki eşittir bire

"Nous sommes nos choix."

"A non-writing writer is a monster courting insanity."

"Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

"...küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor."

8 Aralık 2017

"Her toplumda yönetim kimde ise, güçlü odur. Her yönetim, kanunlarını işine geldiği gibi koyar. Demokratlar demokratlığa uygun kanunlar, zorbalar zorbalığa uygun kanunlar, ötekiler de öyle… Bu kanunları koyarken kendi işlerine gelen şeylerin, yönetilenler için de doğru olduğunu söylerler, kendi işlerine geleneklerden ayrılanları da kanuna, doğruluğa aykırı diye cezalandırırlar… Doğruluk her yerde birdir; yönetenin işine gelendir. Güç de yönetende olduğuna göre, düşünmesini bilen her adam bundan şu sonuca varır: Doğruluk güçlünün işine gelendir." 

Eflatun

26 Kasım 2017

Lale Palas

Biz başka adlarla başka bir zamanda tanışsaydık saatlerce diz dize oturup da konuşmazdık.
Biz muhtemelen, sırf diğer insanların nasıl göründüğünü izlemek için bir konsere en arkadan bilet alır,
telaffuzu zor olan bir şehirde denizlerin derinine iner,
bir gökdelenin tepesinden diğerine ip üzerinde yürümeyi dener,
kıtaları benim gözlerim kapalıyken geçer,
sonunu bildiğimiz bir filmi sen birkaç repliğine bayıldığın için tekrar izler,
hiç durmadan kaç saat dans edebileceğimizle ilgili bir iddiaya girer, 
once senedir biriktirdiğimiz hikayeleri sevişerek anlatırdık.
Alıp eskimeye bıraktığın plaklarından birini dinlerken evinin salonunda uyuyakalır,
"geçen yıllar" başlıklı bir kitap yazmaya başlardık da ilk tanıştığımız günü özellikle atlardık.
Sen pruvada ben dümendeyken mavinin değebildiği o son noktada ne var diye tartışır,
güneydeki bir kasabada çadırımızın içinde güneşin batışını (kararlıkla-gözümüzü bile kırpmadan) izler,
istikameti belirlemediğimiz bir yürüyüş sonunda dünyanın merkezi, yani uyandığımız yere geri dönerdik.

Bunlar dışındaysa en olası senaryo olarak,
sen "başka adlarla başka bir zamanda tanışsaydık" diye başlayan bir roman yazardın;
ben de her bir cümlene soğukkanlılıkla inanırdım. 
Yahut pek tabii bunların hiçbiri olmaz, hayali bir yer olan Lale Palas'ta buluşur, şiddetli hatta yıkıcı bir kavga ardından sıradan hayatlarımıza devam ederdik (yaşanabilecek diğer hayatları ara ara aklımıza getirerek).
Bizim için her son güzel bir son olurdu bu durumda,
yıllar geçse bile sadece yeni heyecanlar biriktirirdik içimizde.
Kaybolmazdı ne bir anı ne de merakımızı cezbedip bizi içine çeken olasılıklar. Biz yalnızca, öncesinde "burada anlatılan kişilerin tamamı hayal ürünüdür" diye uyarılan bir tiyatro oyunu içerisinde yerimizi alırdık (hani şu izleyenlerin ayakta çokça alkışlayıp birkaç gün ardından kimseyi hatırlayamadıkları).
Ama değerdi.
Demek istediğim tüm bu hayali olasılıklar seninle geçirilecek o sıradan yaşama değerdi.
Çünkü mavinin değebildiği o son noktaya gidip, varolan yerin içinde tek bir eşya olmayan Lale Palas olduğunu görmüş biri olarak biliyorum ki biz ucu açık cümlelerle içimizi rahatlatıyoruz (sıradan yaşamımızdan kopup). Ama senin de bilmeni istiyorum; bazı akşamlar, bazı şarkılar kulağına çalındığında veya o herkesin nefesini tuttuğu kesikli anlardan birinin içerisindeyken, yani herhangi bir saatte evinin salonunda yaşadığın o an içerisinde "benim ne işim var burada ya" diye hissedersen,
yanındakine ben diye sarıl;
bir insanın içi en çok olasılıklarını düşünürken ısınır.

O zaman sevişmek üzere!

Esra Uçar

25 Kasım 2017

Gauguin

Nevermore, Paul Gauguin, 1897, Courtauld Gallery 

"Although Gauguin denied that the “bird of the devil” in the background of his painting bore any resemblance to Poe’s ominous creation, the inscription in the upper left is a clear reference to the poem and a reminder of Gauguin’s erudition and wide ranging interests."

...
But the Raven, sitting lonely on the placid bust, spoke only
That one word, as if his soul in that one word he did outpour.
Nothing farther then he uttered—not a feather then he fluttered—
Till I scarcely more than muttered Other friends have flown before
On the morrow he will leave me, as my Hopes have flown before.
Then the bird said Nevermore.

Edgar A. Poe

18 Kasım 2017

Çığır II

Madem buraya kadar yollar, 
Sen de çığrından çık o zaman.
Unutma, benden en uzak olduğun an, beni en çok özlediğin an-
en gösterişli zaferin de yenildiğini kabul ettiğin zamandır.
Birlikte kutlayalım!

Esra Uçar

14 Kasım 2017

iki

Nasıl bilmiyorum ama öyle ki, Londra'nın bazı soğuk günleri iç ısıtıyor.
Ben ki sıcak denizlere inmeden duramayan bir ülke,
benim bile kışı sevesim geliyor.
Tertemiz (hatta ürkütücü) soğuk, koşturan bir şehir, içtiğin bir şarap-
hayatı güzle kılan her şey bir anda aynı sahnede beliyor.
Sen de güzel sokaklarda kayboluyorsun,
seni sen yapan şeyleri bir kenara bırakıp istediğin kişi oluyorsun.
Sıradan olmanın o tarifsiz keyfini çıkarıyorsun.
bugün öylesine birisin,
bugün şu kişisin ve ismin de bu. 
Abartıdan uzak halinle etiketlerini bitmek tükenmek bilmeyen parklara teker teker bırakıp sıcacık bir yere kendini atıyorsun.
Her daim seninle sohbet etmek isteyen yaşlılarla saatler geçiriyorsun da farketmiyorsun.
Bakmışsın sen onlardan öğreneceğine onlar senden öğrenmiş, ne de çok gülmüşsün.
Karşılıklı -hakikaten samimi- dileklerle oradan da ayrılıyorsun.
Sonra en keyifli kısım geliyor,
yeni olan her şeye kollarını açıyorsun. 
İhtimallerine sarılıyorsun. 
Bugün çok güzelsin, 
bugün çok gençsin,
bugün çok basit,
bugün daha önce tekrarlamadığın bir gün (bazı günler öyledir ya).

Esra Uçar


The Hawley Arms, Camden

28 Temmuz 2017

ve unutmadan,
riske girmeden elde ettiğin ve sonunda sana onlarca seçenek sunan tercihler seni hiçbir zaman tatmin etmeyecek. 

23 Temmuz 2017

24

Bu sene Edip Cansever'in.

Bazen de bir yerde kuşlar vardır;
Ne uçmak, ne görünmek için.

edip-cansever-06

11 Temmuz 2017

oluru

sonra da bir hayale tutunursun, bir insana, bir yıldıza;
tesadüf derler, kimileri de kader.
ama öyle de bir şey olur;
böyle,
gerçek olur.
İnsanlar yola gelir,
denizler göğe çıkar,
için bile huzura erer.

Esra Uçar

30 Haziran 2017

"She loved sea.
She liked the sharp salty smell of the air,
and the vastness of the horizons bounded only by a vault of azure sky above.
It made her feel small,
but free as well."

A Storm of Swords, George R.R. Martin

14 Haziran 2017

Fyodor Mihailoviç

"Anıları saklamak" akıllı insanların yapacağı bir işti, ben anları dondurmuştum; keyfimin kahyasının istediği gibi; zamanı geri alıyor, tekrar yaşıyor, değiştiriyor veya yeniden şekillendiriyordum. Bunun bilim adamları tarafından keşfedilmemesi için de muazzam bir çaba harcıyordum. Çünkü tarih denen bir şey varsa ben de oralarda bir yerlerdeydim ve var olanı değiştirmek yalnızca benim elimdeydi, bu gücü başkalarıyla paylaşmaya da hiç niyetim yoktu. Böylece ben de yazmaya başladım. Kendi hikayelerimi kaleme alıyor ve onlara inanıyordum. Şuana kadar da kimseye zarar vermiş değildim. Bunun bir ilerisi Fyodor olmaktı. Zaten asıl hedef de buydu.

Esra Uçar

13 Haziran 2017

keşişleme

sen şimdi bir yelkenli pruvasında öylece durup rüzgarın esmesini bekliyorsun,
gitmek için için içine sığmıyor,
her saat başı merakla gökyüzüne bakıyorsun, 
görmediğin sokaklara, tanışmadığın insanlara,  denemediğin tatlara, ismini duymadığın limanlara varmak istiyorsun,
(ve hatta) sana kollarını açan onlarca şehrin olduğunu düşünüyorsun,
ancak ne yazık ki hiç ama hiç biri, 
yani tek biri bile-
İstanbul'un sana "Git artık!" diye bağırdığı zamanlarda hissettirdiği kadar bile evinde hissettiremez. Çünkü her ne kadar hayatta her şeyi yapabileceğine olan inancını İstanbul'u terk etmekle sınayabileceğini ve mümteni olduğu aşikar olsa da başarılı olabileceğini düşünsen de, savaş sanatı ustalarının burada olsalar söyleyecekleri gibi: "Kaybedeceğini bildiğin bir savaşa girmektense olduğun yerde durmak kazanmaktır". O yüzden sen durduğun o pruvadan sakın ayrılma, iyisi mi adım bile atma; boğazın dalgaları bu günlerde kafalarına estiği gibi yükseliyor, dikkatli olmakta fayda var. 

Esra Uçar

28 Mayıs 2017

derek walcott

The time will come
when, with elation,
you will greet yourself arriving
at your own door, in your own mirror,
and each will smile at the other’s welcome,
and say, sit here. Eat.

You will love again the stranger who was your self.
Give wine. Give bread. Give back your heart
to itself, to the stranger who has loved you
all your life, whom you ignored
for another, who knows you by heart.

Take down the love letters from the bookshelf,
the photographs, the desperate notes,
peel your own image from the mirror.
Sit. Feast on your life.

Derek Walcott

15 Mayıs 2017

göreceli

yansımanın olmadığı bir dünyada kendi varlığını kanıtlamak nasıl zorsa;
işte öyle zor açıklamak sana zamanı..

Esra Uçar

11 Mayıs 2017

136-137

"Anımsar mısın toros ekspresinden inmiştiniz,
Biletlerinizden ibaretti ikinizin de kimliği..

Seviş yolcu, büyük sözler söyle ve hemen ayrıl,
Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

10 Mayıs 2017

denge

bir soru, üç saniye.
bir soru, seni tanıyacaklarını bildiğin.
cevabını vermek çok mu zor ?
- hayır.
onların beklentilerini karşılamak kendi benliğine ters geldiğinden mi bu kıvranmaların?
-belki.
doğru cevabı versen, için rahat etmez,
cevap vermesen, gün doğar birilerine.
her hikaye sonunda kulaktan kulağa dolaşan cümle yine söylenegelir;
"canım, hayat zaten adil değildir ki..."

Esra Uçar

23 Nisan 2017

ödlek

Ölümden en çok korkan insan, aklından geçen her işe başlayıp sonra hepsini yarım bırakan insandır.

Esra Uçar

17 Nisan 2017

demek ki

"... Onun ayrıca tezleri var, yazıları ve kimsenin bilmediği ölü dilleri var; istesem de ona yetişemem. Kafamda yetişirim tabii. Sen kendini teselli et. Öğretim üyesi kim bilir ne esaslı şeyler düşünüyor şimdi? Kuzeyde ya da güneyde konuşulan ya da konuşulmayan bütün dilleri anlıyor. Ona "norgunk" desem, belki hemen karşılık verir; "teslarom" der, gülerek. Rezalet! Telefona davrandım. Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır dedim kendi kendime. İyi şeyler birden bire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiç bir şey çıkmaz. "

İnsan bir kitap okurken en yakın arkadaşıyla dertleşiyor gibi hisseder mi? 
Oğuz Atay okuyorsa pek tabii.

17 Şubat 2017

Aidiyet

Benim insanlarım bir ülke dolusu kadar,
bizim ait hissettiğimiz özgür ülkede sizin kötülüğünüze zaten yer yok.
Bir gün gelir de zorla bizi gitmeye zorlarsanız,
emin olun,
siz, demeçleriniz, politik çarpıklığınız zamana yenik düşer,
biz yine küllerimizden doğar damarlarımızdaki kudretle Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden devam eder, özgür ülkemizi geri alırız.

Benim insanlarım çok güzel,
benim insanlarım bir dünya kadar.

16.02.2017
Esra Uçar

13 Şubat 2017

12 Aralık 2016

Ali İsmail Korkmaz'a üzülen Berkay Akbaş'a üzülen potansiyel ölü bizler...

Sizin hiç evinizi yaktılar mı?
Hiç masum onlarca insan evinizin içinde öldü mü?
Bizim evimizi yaktılar, onlarca insanımızı kaybettik.

Beşiktaş, 10 Aralık 2016


29 Ekim 2016

Nutuk

Saygıdeğer Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve detaylı söylevim, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikayesidir. Bunda, Milletim için ve gelecekteki evlatlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.

Efendiler, bu söylevimle, milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir Milletin, bağımsızlığını nasıl kazandığını ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. 

Bu sonucu, Türk Gençliğine emanet ediyorum.

"Ey Türk Gençliği! 
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir..."

Cumhuriyetimizin 93. yılı kutlu olsun. Türkiye Cumhuriyeti daim olsun.

14 Ağustos 2016

Bir

Dürüst olmak, üçüncü şahıslara karşı takındığınız tavırlarınızla veya tutumunuzla ölçülebilecek ve teşhisi başkası tarafından konulabilecek bir erdem değildir. Ailenize, arkadaşlarınıza, sevdiğiniz insanlara  karşı "içinizdeki neyse" ona göre davransanız ve hep doğru olanı söyleseniz de gündelik hayatın monoton (hatta) sıkıcı karmaşası içinde asıl önemli olan kendinize doğru soruları sormak ve dürüstlükle cevap vermektir. İnsanın kendisine karşı dürüst olması için de ilk olarak cevabını bildiği soruları başkasına sormaktan vazgeçmesi ve başka cevaplar almayı ummaması gerekir.

Kendinize durmadan bir soru sorup yine de cevap alamama ihtimalinizin olduğunu söylemezsem ikiyüzlülük etmiş olurum. Ama bilmeniz gereken şu ki, o durumda bile, yani çıldırtacakmış gibi gelen sessizlik ve hissizlik anında bile hiçbir şey olmaz. Demek ki, o basit üç cümle (her ne ise) daha söylemeye diliniz varmıyor. Demek ki, hayatınız boyunca edindiğiniz tecrübeleriniz, duyduklarınız, gördükleriniz ve okuduklarınız o sorunun cevabını vermekte sizi yarı yolda bırakıyor. Ve bu gerçekten hayatınızın gidişatını etkileyecek bir sorun değil. Her şeyi bilmek için bu dünyaya gönderilmediniz. Hiçbir şey bilmediğiniz halinizle öğrenebildiğiniz kadar şeyi öğrenmek için gönderildiniz. Emin olduğum bir şey var ki, siz bu dünyaya düşünmek için gönderildiniz. Sizi uyutmayan, huysuzlaştıran ya da ne idüğü belirsiz hale sokan sorularınızın cevabını diğer insanlar biliyor olsa da, o duyacağınız ve tecrübedir diyip benimseyeceğiniz, yerine kendinizi koyacağınız, belki de akıl alacağınız o hikayeler sizi olduğunuz yerden (belki) iki adım ileri götürecek olsa da siz yine de bilmişlik yapın, inatçı olun, kafanızın dikine gidin.  Yürümeden koşmayı mı öğrenmek istiyorsunuz? İlle de olmayacak şeyi deneyecek misiniz? Deneyin. Düşün, ağlayın ve sonra da kalkın.

Dünyaya ilk gönderilen insandan son doğacak insana kadar iki kişinin hikayeleri birbiriyle aynı olmayacak. Bu yüzden demem o ki; sorunun cevabını bilmiyorsanız ve beklemek istiyorsanız bekleyin; sorunun cevabını biliyorsanız ama cevabı doğru değilse, onlarca kez tekrar edin ve doğrusunu öğrenin (yada ilk duruma dönüp beklemeye devam edin); sorunun cevabını doğru biliyorsanız da bir sonraki uykusuz geceye kadar arkanıza yaslanın ve olanları izleyin. 

Açık konuşmak gerekirse, bu dünyada içinde baş rolü oynadığınız hikayeniz yalnızca bir kere yazılacak. Zamanı geldiğinde hikayeye yön vermek sizin elinizde; bunun için de bazen oyun içinde olacaksınız hareket etmeye zorlanacaksınız ve bazen de bir seyirci olarak tek derdiniz hissettikleriniz olacak. Hiçbir şey yapmıyorum diye hissettiğiniz ve kendinizi sorguladığınız zamanlarda kendinizi tartmanın, geçmişte olduğunuz insana veya gelecekte olmak istediğiniz insana göre şuan ki ruh halinizi kıyaslamanızın, değerlendirmenizin ve düşünmenizin dürüstlük kadar hayati bir diğer erdem olan özsaygının da bir göstergesi olduğunu bilmenizi isterim.

Esra Uçar

30 Haziran 2016

İstanbul

Dünyanın en güzel şehrinin yaşadığı bu hüznün hesabını nasıl vereceksiniz ?

Esra U.

8 Nisan 2016

rüya

Bir sesin diğerini çağırırdı,
bir bilinmezin, ardındakini,
sonsuz derdin ne kısa-
sonra bir bakardın sabah olmuş;
yarattığın karakterler yanılırdı,
onlar zaten yanılmalıydı.

Esra Uçar

25 Ocak 2016

J.D

bir diğer su gibi berrak cümle: 

“She wasn’t doing a thing that I could see, except standing there leaning on the balcony railing, holding the universe together.”

18 Aralık 2015

An

Merhaba, 

Fark etmedim sanma ki tüm gün benimle göz teması kurmamak için kafanı sola çevirdin. Sanıyorum aklında bir soru var ve cevabını yıllardır bulamıyorsun. Özellikle tek başına geçirdiğin şöyle günlerde içini kemiriyor ve hatta nefes bile alamıyorsun.  Lütfen rahatsız olma, samimiyetimi de mazur gör, masana kadar gelebilmemin tek sebebi bir tanıdığıma tahmin edebileceğinden çok benziyorsun. Hem sana eşlik etmek hem de yıllardır aklını kaçıracakmış gibi hissetmene sebep olan sorunun cevabını şuracıkta vermek istiyorum. Kendime güveniyormuşum gibi gözüktüğüme bakma, bugün senin şanslı günün, ne tesadüftür ki bugün dünya benim etrafımda dönüyor! Hemen sadede gelelim malum öyle çok oturamayız, senin acelen var.

Düşünsene şimdi sana "öncelikle zihnini boşalt" gibi kitaplık cümleler kuruyormuşum ve daha vahimi sen de bunu yapıyormuşsun. İşte o zaman işe yarar bir akşam olurdu ama lütfen bunu asla yapma. Sen bunun tam tersini yap ve zihnini doldur; o kadar çok biriktir ki aklına gelen türlü şeyleri, kelimeler bir anda, sen istemeden dökülsünler; o kadar çok yorul ki artık uyumaya zamanın olsun. Şu evrende yeterli takdiri göremeyen bir diğer mucizenin de uyku olduğunu insanlarımız bilmiyor. 

Dur dur bunları bir kenara bırakalım senin acelen vardı değil mi? Gidiyordun.
Sorunun cevabına gelirsek eğer, lütfen düşünmeyi bırak; çünkü inan hiçbir şey değişmezdi.

Eminim aniden kendini yine benimle aynı kafede oturmak ve kafanı çevirmeye zorlanırken bulurdun,
bir sürü tesadüfi olay senin başına gelirdi.
Belki biraz daha içerdin, hatta muhtemelen daha çok içerdin, daha fazla yalan söylerdin, sorumluluklarını kenara bırakmak için başkalarını oyuna katar ve ah! hayattan ne çok sıkılırdın; ama aklındaki soruyu bu masadayken (ben yanı başındayken) yine kendine sorar ve cevabını tüm gün düşünürdün. Ve şaşırtıcı başka bir şey duymak ister misin?
Beş sene sonra kendini nerede görüyorsun sorularının tek doğru cevabı da kendine sorularını sormaya devam edecek olmandır. Zira yetinmeyi bilmeyen biz ademoğlunun oyuncağı haline gelmiş bir soru kalıbı varsa o da "acaba şöyle olsa ne olurdu?" sorusudur. Cevabından çok bizi götürebileceği ihtimalleri severiz. Hatta biri cevabı bilse ve bize söylese işte o zaman kaçacak yer ararız!

Aklın karışmasın sana gök kuşaklarından, mutlu serüvenlerden bahsetmiyorum.
Bunların sığ görüntüler-
(eğer istersen) sana şu saniye sunabileceğim şeyler..
ben sana başka bir şeyi sunuyorum:
sana görmediğin şehirlerden, tanışmadığın ruhlardan bahsediyorum-
kendini sıfırdan yaratma imkanını bahşediyorum.

Ama malum, o zaman dahi hiçbir şey değişmezdi.

Sen de bu sabitliğe içerlerdin önceleri, intikam planları yapardın, sonu bitmez dinleme isteği duyardın, bulunulan andan kaçma çabaları, başkalarının hayatlarında kendini tanımlama gafleti... böyle giden bir liste içinde olurdun ama o zaman bile iki artı iki kat'iyen dört olmazdı, sen öyle olduğunu sanırdın.

Çünkü "yarattığın karakterler hep yanılırdı, onlar zaten yanılmalıydı."

Sonunda da bir gün bir bakmışsın her şey unutulurdu.
Bir sabah uyanırdın ve gerçeği karşında bulurdun.
Daha önce bahsetmiş miydim? Gerçeği yalnız sabah uyandığın anın içerisinde bir kaç saniyede bulurdun; işte bu yüzden evrende yeteri kadar takdir görmeyen bir mucize olarak uyumak-

Seni daha fazla tutmayayım, yetişecek yerin var. Yarın aynı yerde ve saatte görüşmek üzere.

Esra Uçar

2 Aralık 2015

Ters

...
seninle bilinmedik yerlere gitmek gözümü korkutmuyor.
gündüz vakti uyumak zor gelmiyor.
kendimi anlatmanın o korkunç zahmetine hiç mi hiç girmiyorum.
en özenileni de bulunduğumuz anı güzelleştirmek için çabalamama gerek yok.
hayatımda olmana gerek yok ama sen varken ters yönde giderken herkes yanlış taraftaymış,
diğer herkes hata yapıyormuş da biz doğru gidiyormuşuz gibi..
kaza yapsak umrunda değil çünkü biz doğru yoldayız.
birileri yaralansa kim düşünür!
gitmemiz gerekiyorsa, doğru yoldayız.
dünya dursa, müzik kesilse- yangınlar çıksa;
bir saniye düşünmem,
(fısıldadığın gibi) seninle ben doğru yoldayız.

Esra Uçar

22 Ekim 2015

Bilge beni neden yalnız bıraktın?

Bir kitap okudum, önceki günden başka bir insanım cümlesine yakışan bir iki kitaptan biri Tehlikeli Oyunlar. Şiddetle tavsiye ediyorum albayım. Ha-ha!


"Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı ve aramızda birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. "Kendimden de kaçıyorum" gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimde geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde."

12 Ekim 2015

Potansiyel ölüler, biz.

Öyle günler geçiriyoruz ki, rahat uyuyorsanız "lütfen uyanmayınız" diyecek hale geldik. Zira bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetinden tiksiniyoruz artık.

Siz de farkındasınızdır elbette ama ben bir kere daha söylemek isterim ki:

Türkiye Cumhuriyeti  demokratik bir ülke değil;
Anayasamızın 34. Maddesinde yer aldığı gibi "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip -değil";
İfade özgürlüğümüz pozitif anlamda veya negatif anlamda korunur - değil;
Can ve mal güvenliğimizin olduğunu söylemek mümkün -değil;
Adalet mülkün temeli -değil;
Bağımsız ve tarafsız bir yargı söz konusu -değil;
Ve son olarak bir haktan yada korumadan söz edilirken "biraz" denmesi de mümkün -değil.

Senin hakkın vardır da diğerinin "birazcık" hakkı vardır -olmaz. 
Öyle güzel demokrasi yok canım.
O konuşacak, sen de konuşacaksın.
Siz oturup da tartışabileceksiniz.
İki ses yükselecek ama sonra susmayı, iki çay söylemeyi bileceksiniz.

Ben demokrasi tanımının "çoğunluğun istediğinin olduğu azınlıkta kalanların da işte yeri gelince konuştuğu, bir şeyler mırıldandığı" bir sistem olduğunu düşünmüyorum. Demokrasinin tanımı kısaca, herkesin de anlayacağı bir dille "tahammül etmektir." Bu tahammül etmenin sağlanması için de ilk olarak  başımızdaki sağduyulu olması gereken insanların herkesi kapsayıcı ve birleştirici bir tutumla olaylara yaklaşması gerekir.

Siyasilerin kendisinin "biz ve onlar" diye ayrıştırdığı yada şöyle söyleyeyim "biz ve teröristler" diye ayrıştırdığı bir ülkede "biz" sınırları içinde kalmak ne kadar mümkün?
Hangimiz potansiyel suçlu veya terörist değiliz?
Kim hangi hukuktan, hangi demokrasiden, hangi korumadan söz ediyor?

Tiksiniyoruz.

4 yıldır aldığım hukuk eğitiminin tamamının Muz Cumhuriyeti için geçerli olduğunu düşünmeye başladım. "Neden ?" diye sorarsanız okuduğum bölümde ilk günden son güne kadar tüm hocalarımın ve asistanlarımın söylediği bir cümle hiç değişmedi:

İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Eğer zararsızsa herkesin söylemleri korunma altına alınmalıdır.  Ben artık ülkemizde bunun geçerli olduğunu düşünmüyorum. Türkiye Cumhuriyetinde sağlıklı kalan bir birey olduğunu da düşünmüyorum. 

"Geleceğe umutlu bakın gençler" cümlelerinden de sıkıldım artık. Kim ne konuşursa konuşsun sonunda Gezi günlerinde olduğu gibi ( ve tabi 20 yıl önce olduğu gibi) olan yine gencecik insanlara oldu, ailelerin yüreklerine ateşler düştü, rant sağlamak isteyen siyasetçiler yine kendilerine yer edindi.
Biz mi?
Bizse artık hissizleştik.
Ölüme hissiz hale geldik.

Gencim ya ben, 22 yaşındayım, aşık olacağım- dans edeceğim- gezeceğim- güleceğim, hayal dünyamın içerisinde kaybolup yazacağım yaşta düşündüğüm gelecek senaryosuna bak. Onca trilyonlar çalındı, ayakkabı kutularıyla-gemilerle kaçırıldı bu kadar koymadı da ülkemin geleceğinden umutlarımı çaldılar ya bunları yapan insanlar yargılanmadan ölmesinler diye uyanıyorum her gün. Böyle gençlik mi olur?!

Benim burada söyleyeceklerim yapanlardan, destekleyenlerden çok asıl sessiz kalanlara..
Arkadaşım, aklım almıyor bu boşvermişliğine. Derdin ne senin?
Lütfen artık farket;
Hepimiz potansiyel ölüyüz ve yaşıyorsak tesadüfen.
Kendine gel ve konuş, zira sen de konuşmazsan her gün gizli gizli değil göz önünde teker teker öleceğiz. 

10 Ekim 2015 Türkiye Cumhuriyetinin "sözde" demokrasi olduğunu bir kez daha göstermiştir. Ankara'da yaşamını yitiren herkesin ruhu şad, yeri güzel olsun.



Esra Uçar

ANKARA


10 Ekim 2015

"O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık." 
Yaşar Kemal