iki eşittir bire

"We are our choices." Jean-Paul Sartre

"A non-writing writer is a monster courting insanity." Franz Kafka

"Seviş yolcu, büyük sözler söyle, ve hemen ayrıl; uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri." Cemal Süreya

"Küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor." Oğuz Atay

"Much unhappiness has come into the world because of bewilderment and things left unsaid." Fyodor Dostoyevsky

14 Mayıs 2018

bir sonraki adımı bilmeden dans ediyoruz ya şu yaz günü hatrına,
sar beni.
sımsıkı sar.

Esra Uçar

13 Mayıs 2018

Çünkü İstanbul

Anlamıyorsunuz.
Siz İstanbul'a baktığınızda yığın yığın, külçe külçe çirkinlik görüyorsunuz,
nefes almaya muhtaç toprağa bakıp içiniz eziliyor,
gün geliyor arabalardan ve evlerden az hissediyorsunuz kendinizi,
sokak başlarına bırakılmış sahipsiz çöpler,
ezilenin gölgesi,
ezenin güneşi,
içleri çürümüş de kokmuş insanlar görüyorsunuz.
Evet, bugün de İstanbul sizi çok yordu,
yine aynı anda herkes, yani hiç kimse olmaya zorlandınız,
yürümeye üşendiniz, konuşmaya, içmeye bile-
Sinemaya gitmeye üşenir mi insan?
Emek'leri kapattıkları şehirde nasıl üşenmesin.
bir karanfil diyorsunuz,
bir karanfil görsem, hayal kurarım-
çocukluğumda olduğu gibi-
ama görmüyorsunuz,
gökyüzünü göremediğiniz gibi.

İstanbul bunların hepsi, doğru.
ama İstanbul yuva,
delilik diyin, hoşuma gider,
Roma, Londra, Paris,
ismi bile ağır kalır yanlarında.
ben İstanbul'a baktığımda, aidiyet kavramı şekle bürünür;
yaşlı bir kadın görürüm mesela,
bir aileyi toplayan tek insan,
huysuz, mutsuz belki-
ama ölüme direnen inatçı yaşlı bir kadın,
seni beni dinlemez,
ama ne güzel rakı içer.

Bir de ne zaman İstanbul'da uyansam boğaz içime akar güneş doğarken,
müzikleri kulağımda çınlar Galata'nın gerçek sahiplerinin,
sevilmekten bıkmış kız kulesinin nazına güler,
sahafların aralarında konuştukları dile hayran kalırım.
Bazen Arnavutköy'de tek başına kalmış o bank arkadaş olur,
gün gelir Balat'ın renkleri boyar gökyüzünü, yağmurların ardından.
Her sokağın hikayesini nasıl yazacağım?
nereye gitsem Nazım, Turgut, Edip kokar.

Sonra, en vazgeçilmezi gelir aklıma;
benim insanlarım,
bugün de bir ülke dolusu kadar!
kalplerine bulutlar bile değmemiş güzel insanlarım.
Bir tanesi için bile duraksamam,
İstanbul'un en İstanbul gününü bile sararım da benimserim.

Esra Uçar

7 Mayıs 2018

Manifesto

varlığınızı kanıtlamak istercesine toplanmış güneşimizi kapatıyorsunuz;
buradasınız farkındayız,
çok da güçlüsünüz, aman.
cehaletiniz yanınızda, bir de intikamınız var.
nefretinizi ve kininizi bir solukta anlatsanız yeni insanlar bile yaratırsınız;
solgun çiçekler gibi,
terkedilmiş şehirler gibi,
yani tutulsa elde kalan ölü balıklar gibi insanlar.

emeklerimizi ve yarınlarımızı istiyorsunuz,
siz, (düpedüz) umutlarımızın peşindesiniz!
mamafih, siz de içten içe biliyorsunuz, bir gün bile gelmeyecek ki zafere ulaşın;
çünkü siz ne kadar oradaysanız, biz de bir o kadar buradayız;
köklerimiz bir çınar gibi dört bir yanda, ama asıl toprağın altında-
günler geçiyor, siz sanıyorsunuz dallarını kopardık,
zannediyorsunuz ki güneşlerini kapadık,
naralar atıyorsunuz belki de kuruyan her yaprağımız ardından.

biz,
her gün,
kuruttuğunuz yaprakları kendimize katıyoruz da büyüyoruz,
göğe uzanan bir sarmaşık gibi siz farketmeden biraz daha sarıyoruz etrafınızı,
siz ve terkedilmiş insanlarınızın gözünü nefret bürümüşken-
biz, güneşin balçıkla sıvanmayacağını biliyor,
bilginin karanlığa boyun eğmemek gibi bir huyu olduğunu hatırlayıp,
ardında yürüdüğümüz tek adamın izinden yarına uyanıyoruz.

biz,
her gün,
özgür ülkemizi geri almak için geliyoruz.

Esra Uçar

28 Nisan 2018

please, do,
erase that woman from your nocturnal thoughts,
your words from faded poems,
your poems from your obscure life,
and
your life from the accidental creation-
(you know) what is left?

a massive nothing.

Esra Uçar

21 Nisan 2018

Öylece

bir gece aniden gitmeye karar vermişsin de telaşla bavul hazırlamışsın gibi,
önyargılarını koymayı unutmuş,
bencilliğin yerine benliğini almış,
hayalini üstüne zırh diye giyinmişsin gibi-
öylece. gel.

Esra Uçar

Direniş

sevgin ve direnişin kadardır hayallerin,
direnmediğin an söner gider sevgin,
ve direnişin bir gün bile dayanmaz kapatırsan kapılarını.
heveslerini ve benliğini al da gel.
o yıldıza tutun, kendi insanını bul;
hayalini kur da gel,
kuytularda büyüttüğün çırılçıplak hayalini.

ben buradayım,
tutunduğun yıldızlarını ve insanlarını göreceğim,
başarısızlıklarını ve düşmelerini izleyeceğim.
dünyayı felaketlerden kurtarırken yanlışlıkla kahveni üstüne dökmene (çok) güleceğim.

ben burdayım,
bulunduğumuz kara parçasının ismi değişecek belki (yani muhtemelen),
hissetmediğimiz yaşlara geleceğiz istemeden.

ben buradayım;
kimse seni, benim seni layık gördüğüm yerden bir milim gerisine layık göremez.
keşfetmeye başla;
sınırlarını görmek için öyle sabırsızlanıyorum ki.

Esra Uçar

Kanal

kanallar geçiyoruz,
kanalların yanındaki balkonlu evleri geçiyoruz,
pervazlarından manolyalar sarkan balkonları geçiyoruz,
sarhoşları geçiyoruz,
sarhoş olmak isteyenleri geçiyoruz,
alacakaranlığın sonunda bir yerlerde-
geceyi bırakıp sabaha bile geçiyoruz,
ama gel gör ki yalanları geçemiyoruz;
ne kadar beyaz tutarsak tutalım siyahı gri yapamıyoruz.

Esra Uçar

19 Nisan 2018

adalet-i mahza

adalete dair tüm kitapları okuyup tüm dillerdeki yasaları ezberledikten sonra öğrendiğim bir şey var; adalet vicdan kaldırmıyor,
için yine de rahat etmiyor.

Esra Uçar

13 Nisan 2018

9 Nisan 2018

Mektup

nefes nefese kalmış biri koşarak bir mektup tutuşturuyor elime,
isim yok, sadece bir adres var üstünde.
"bu devirde mektup mu olurmuş canım?"
"hangi yıldayız ki?"
bilmem, hangi yıldayız?
saate bakıyorum tarih yazmıyor,
durup sağa sola bakıyorum, (baya) bugün işte.
dün uyudum ve baksan yarını bekliyorum;
bugün hangi gün?
"bu soruların hiç bir ehemmiyeti yok"
pekâla.

parmaklarım kızarıncaya kadar sıkı tutuyorum mektubu da hemencecik açamıyorum.
o kadar sıkı tutuyorum ki imkan yok diyorum elimden kaçmasına-
böbürleniyorum.
sonra ne idiği belirsiz bir şey oluyor.
bir boran, bir dalga veya çığ gibi bir şey oluyor.
hepsi bir anda ya da öyle bir şey.
hiddetinden çok sürekliliği.
elimden kaçırdım sanıyorsunuz, siz bu sefer de yanılıyorsunuz.
dedim ya size, sımsıkı tutuyorum, siz sanırım okuyorsunuz da anladığınızı sanıyorsunuz.

gün geceye karışıyor da sonra her şey normale dönüyor.
nehir çekiliyor da her şey eskiye dönüyor.
bugün de dün oluyor,
çünkü ben uyuyorum,
ben uyuyorum da bugün dün oluyor.
bir mektup var, farkındayım.
açıyorum bakıyorum içini, boş bir kağıt.
küstah, hadsiz, cüretkar boş bir kağıt.
bu devirde mektup mu olurmuş canım,
oluyormuş.
içine ben yazıyorum, hem de ne çok yazıyorum.
saatler saniye gibi geçiyor da ben yazıyorum.
üstündeki adrese bir telaş gönderiyorum.
sağ üst köşesine "bugün" yazıp da gönderiyorum.

Esra Uçar

Inverse

I am nor afraid of getting into the unknown with you-
neither sleep in the mornings. 
I don't, ever, bare the excruciating pain to explain myself again and again. And again.

No need to decorate the moment- as one would be aspired.
no wonder- 
no need of your existence in my life,
nevertheless, 
when you are here, even though we drive in the wrong side,
and the fiery crowd comes towards us-
I know, they are in the wrong side.

I don't care about an accident;
then, they are in the wrong side. 
Who cares if one gets hurt! 
If we need to go, we are in the right side-

Even the world falls for a second,
or the music stops,
yet, flaming fire starts,
I wouldn't stop.
You and I,
as you whispered,
"we are in the right side".

Esra Uçar

Hide and seek

and then you start to see art in the streets,
or while drinking a Bordeaux wine,
maybe in one's hands,
in another one's voice,
yes, that one deeply surrounds you,
but mostly, when you hug a stranger-
to feel that you are alive
and you've been,
for all this time.

Even after such a long time,
yet,
when you think you will never be found again.
one will eventually,
possibilities, your possibilities, more possibilities.
they will lead you somewhere.
somewhere to be found.

it happens.
it always does.

Esra Uçar

Ease of mind

I told you so,
to be happy,
as like lilies on a floating lake-
on a Sunday afternoon,
at any time, I mean, anywhere,
you have to be;
fair, 
strong, and 
nice.

first;
to yourself,
and then to the others,
but this time, with all of your spell.

Esra Uçar

18 Mart 2018

Jasmin Baruh

şairler hiçbir cümle sonuna nokta koymasın,
güzel bir kadının beklenmedik ölümünün dahil oldukları hariç.

Esra Uçar

16 Mart 2018

yazmak

Yazmak; kilitli odada kalan bir âmânın dışarı çıkmak için yerlere saçılmış tüm eşyalar arasından kapıyı açan doğru anahtarı araması gibi. Tüm dağınıklık içerisinde eline eski bir fotoğraf da gelebilir, boyanmış da kurumaya bırakılmış bir hayal de. Bazen yıllar önce kırılmış bir şiir parçası bulur, kimi zaman o bahar günü alıp unuttuğu lavantayı. Gün gelir saniyeler sürer dışarı çıkması, kimi zaman aylarca (ve hatta) yıllarca bekler. Bazen dayanamaz pencerenin pervazına oturuverir (sanki özgürlük buymuş gibi), bazen de odanın en köşesinde duvarlara anlatır bitmek tükenmek bilmeyen hikayelerini. Bazen anahtarı bulur, diğerleri içeri girsin diye açar kapılarını; bazen de kapar perdelerini hiç orada yaşamamış gibi. İçi içini yer de konuşamaz kimi zaman. Nasıl ki dilin varmadığı her şey ancak kalemde can bulur, o zaman yaklaşır aradığını bulmaya.

Yine de ne kendine yaranır, ne özgürlüğüne;
bilir misiniz insanın kendine yaranamaması ne vahimdir?
ve ne vahametlidir özgürlüğün yokluğu.
Yaşadığını arayışta anlar insan,
öyle ki, yazdıklarını okuyan varsa anlam kazanır yaşam.

Esra Uçar



8 Mart 2018

Kadın

elleri topraklara değen;
gönlünün gördüğü sınırlar, gözlerinin gördüklerinden geniş olan;
bir başına, bir anıt gibi, her güne uyanmaktan korkmayan;
cesaretiyle karanlıklara ışık olan;
azmiyle yarınları avuçlarında tutan,
şefkatiyle insanlığı yuvasında misafir etmekten çekinmeyen siz güzel kadınlar!

rüzgar okşasın sizin saçlarınızı uyandığınızda,
gözünüzü kapadığınızda sümbüller koksun evinizin içi,
yüreğinize korkunun zerresi değmesin mesela,
yorgun gözleriniz boyun eğmesin başkasının egemenliğine.
bilin ki siz varsınız.
hatta öyle bir varsınız ki-
yalnızca bir değil, aslında siz tanımadığınız yüzlerce kadınsınız aynı zamanda.

işte bu yüzden,
kirpiklerine kar değdirmeyin kız çocuklarının.
hep sevin, yine sevin, sonsuz sevmekten çekinmeyin!
anlayın onları-
okutun, okuyun birlikte-
yürüyün onlarla.
bilin ki siz varsınız.
hatta öyle bir varsınız ki-
yalnızca bir değil, sizden sonraki nesilleri yaratma kudretine sahip "o" kadınsınız aynı zamanda.

Esra Uçar

Kadınlar günümüz kutlu olsun!

22 Şubat 2018

Günaydın

Ben seni sevdiğimde;
her gün uzun bir tren yolculuğu ardından eve dönmüş gibi hissedersin.
Özgürlüğünü kutsarım ki görmediğin şehir kalmasın.
Bir Haziran akşamı için ürperince beni sararsın ısınmak için.

Ben seni sevdiğimde;
İstanbul'daki parklar çoğalır bir anda,
bir bakmışsın uyandığında asya ve avrupa diye ayrılmıyor kıtalar,
savaş bile durur-
bir yerlerde nedensiz ölmez artık çocuklar.

Ben seni sevdiğimde;
küçükken hüngür hüngür ağladığın o hatıranı anlatırken yalnız hissetmezsin artık;
birlikte kaldırırız bisikletini yerden,
ben tutarım karanlıkta ışığını,
birlikte yüzeriz dibi gözükmeyen denizlerde.

Ben seni sevdiğimde;
tüm aşklarını seninle birlikte bütünlerim;
değdiğin ya da değindiğin her ruhla beraber uyanırız yarına.
Mesela duyduğun an benimsediğin o şarkının güftesini sen yazmışsın gibi hisseder,
izlediğinde seni uyutmayan o filme yeni bir son yazmaya karar verirsin.
İster cesur, ister korkak olursun-
ister kahraman, istersen en zoru, sıradan.

Sen günler kısaldı sanırsın-
aslında olan ardına saklandığın kapıların açılmasıdır.
Gerisi hep sende-
gerisi hep senin yansıman.

 Esra Uçar

20 Şubat 2018

Tanıştığımızda kurduğu ilk cümle "keşke sınırlar kimliğimiz olmasaydı"

yeryüzü üzerinde bir tek insanoğlu korur aitliğini tel örgülerle;
sonra da olur olmadık kızar kendine-
bir bahçeden diğerine atlamaya çalışan çocuk gibi,
canını yakar dışarı çıkmak istediğinde.

nasıl ki devletler haritadaki çizgilerle çeperler kendini,
insanlar da kimlikleriyle sınırlıyor birbirlerini.
"Bilmez misiniz!" diye bağırsak aynı anda,
sen, ben, şu sokaktaki kediler, ormandaki kurtlar, gökyüzündeki kuşlar-
hep bir ağızdan,
ve dökülsek sokaklara duvarları aşıp-
rüzgarlara bıraksak yelkenleri.
"Bilmez misiniz!" diye bağırsak aynı anda,

"Ağaçlar, çiçekler, dağlar, denizler hele ki gökyüzü, sizin harita sınırlarınızı tanımaz ki!"

Esra Uçar

19 Şubat 2018

emplace humanity next to the colour green,
and the children to the borders,
grant women (earthly) knowledge;
please let it happen-
at random though,
please, just, indiscriminately.

Esra Uçar

breath

leave all the words in their rooms,
tonight,
I want to let out all the stars above
just-
into your hands.

Esra Uçar

13 Şubat 2018

Somerset House

Sabahın dokuzunda bir telaşla evin perdelerini bile açmadan kendimi dışarı atıyorum.
Nasıl bir şehir bunca kalabalık olur?
Herkes nasıl başka dil konuşur?
Sabırsız kalabalıktan kaçmak için dar sokaklara sapıyorum.
Dar sokaklardan caddelere, caddelerden nehrine;
şuan tek istediğim sana varmak,
yorgunluğumun üstüne çevrende başıboş yürüyüp köşelerinden birine sinmek,
kör edici beyazına göz açmak,
güneşine göz kapamak.

Dar kirişlerden içeri adım atmamla birlikte koca şehir senden daha küçük geliyor gözüme.
Başkası için sıradan, belki de yüzeysel olan sen, bana Turgut'u hatırlatıyorsun.
Bir gün kıyametler kopsa diyorum,
barbarlar yıksa şehirleri ve her şehirde dört duvar bir yer kalacak olsa, bu şehirde sen kalmalısın;
yaşanmışlıklarından ya da yüzyılların sunduğu tarihinden değil-
kendi içindeki tutarlılığın öyle etkileyici ki,
bilmediğim bir şehirde çizgide kalmamı sağlıyorsun.
Basit, zarif ve dingin...

Bir de akşamların var tabii,
sindiğim köşede, elimde bir kadeh, senin gözünden dünyaya bakıyor ve "müstesna" kelimesini tüm dillere tercüme etmek istiyorum.

Kendi kendime soruyorum:
"Bir yer nasıl olur da bir mevsimi çağrıştırır?"
Sen bana, ilkbaharın yarın olmasa bile bir sonraki gün geleceğini hissettiriyorsun.
Yaz evim benim,
içime huzurlar dolduran müzem.

Esra Uçar

8 Şubat 2018

Güven

Beriki kasabada gök yere karışsa ruhun duymaz da
dünyanın sonu geldi sanırsın bastığın yerde deprem olunca.

Esra Uçar

29 Ocak 2018

Meşgul

Bugün de o günlerden biri.
Derin derin nefes almaya bile zamanın yok değil mi?
Hava da yorgunluğunun üste yağmurlu.
Şu an tüm detaylar olduğundan daha karmaşık,
yetiştirilmesi gereken işlerin her biri görünmeyen ellerle seni bir tarafa çekmek istiyor.
İnsanların hepsi mi mızmız olur!
Bugün herkesin mızmızlığı sana kalmış.
Bir suyu lıkır lıkır içsen rahatlayacaksın da-
elin gitmiyor.
Su içmeye bile üşeniyorsun.

Bugün de o günlerden biri (ben böyle günlere gri derim)
Dünyadaki her şey sen neredeysen orada-
bu kadar uğraş diyorsun-
bunca iş-
bitmeyecek ben bitene kadar.

O zaman şöyle yapalım,
bırak ellerindeki tüm kağıtları,
en son beklemediğin bir anda içine huzurlar dolduran bir anı gelsin aklına;
yolda yürürken bakıp da görmediğin o beyaz siklameni düşün;
bir kediyi al kucağına patileri kalsın ellerinin arasında;
üşü biraz- (soğuk ruhun kapılarını açar)
gözünü kapa bir şarkıyı baştan sona sesli sesli söyle,
uzun süredir konuşmadığın ama konuşsan dünyaları anlatacağın birini ara, 
bir şeyler değişeceğinden değil de kendin için yap bunu.

Kendimizden başka her şeye öyle bağımlıyız ki, benliğimiz için bir şey yapmayı kendimize çok görüyoruz. Bilmiyoruz ki hayat, hiçbir iş ya da insan için harcanmayacak kadar kısa ve pek kıymetli.

Esra Uçar

24 Ocak 2018

"sen balık değilsin ki"

seni kendini tanımaktan alıkoyuyorlar;
korkunu gizlemeni,
sesini alçaltmanı,
düzene alışmanı, 
kıskançlığını soyutlamanı bekliyorlar.

kendilerini iyi hissetmek için-
senden kötülüğünü almak istiyorlar (iyilikten bile daha acımasızı).

Esra Uçar

vehim

Ne zaman orada olacağım biliyor musun?
Uzaklara daldığın o iki saniyede,
ayakkabını bağlarken kapının kenarındaki sandalyeye oturup da sana aldığım aynaya baktığın o anda,
Galata'da birine sarıldığında,
ya da nefesini tüketene kadar koştuğunda;
ama en çok,
kendini anlatmak istediğinde kelimeler arasında en doğru olanı ararken.
Çünkü ben senin öykülerini tamamladım,
hepsine yeni bir mutluluk, hüzün, öfke ama sende daha önce bulunmayan bir duygu kazandırdım.
Bensiz öykülerin bayat, ve kabul et söylediğin tüm şarkıların detone.

Esra Uçar

21 Ocak 2018

Diğergâm

yağmurda kalmış yasemin değil aslında senin derdin,
güzelliğinden bir şey kaybetmeden boynunu bükmüş olması iyi geliyor sana.
yaşasın istiyorsun,
yaşasın tabii-
ama senin ellerin sayesinde yağmurdan korunsun,
yaprakları senin sayende yeşil kalsın;
çünkü sen sadece, güneşli bir Mart sabahı o narin çiçekleri koklarken kendine pay çıkartmanın peşindesin.

mesela senin derdin şu güçlü çınar da değil,
göklere kadar uzanıp, senin bahçene gelen kısmının budanmış olması iyi geliyor sana.
büyüsün istiyorsun,
büyüsün tabii-
ama senin istediğin gibi uzansın göğe,
senin tahayyülün kadar savrulsun yaprakları,
çünkü sen sadece, yağmurlu bir günde altına sığınacak o huzurun peşindesin.

ve anlamak hiç de zor değil,
bir sabah ansızın bir gökgürültüsü uyandırırsa seni,
anlarsan ilerideki fırtına evine ha geldi ha gelecek,
bahçeye çıkıp da hangisine gideceğini bilemediğin o arada kalmışlık anında,
yaşattığın yasemini koruyacağını biliyorsun bilmesine,
korumak istiyorsun sana ait olanı,
koru tabii-
ama o sığındığın çınarın gölgesinden yetişebildiğin kadar.

Esra Uçar

31 Aralık 2017

MMXVIII

Her yıl olduğu gibi bu yılın da son gününde herkes yine ne çok dilek, istek ve temennilerde bulundu.  Bilirsiniz, 'Herkes sevdiği işe kavuşsun, aşık, mutlu, huzurlu, sağlıklı olsun; kimsenin başına hiçbir dert gelmesin, kimse tasalanmasın, aman hiçkimsenin ayağına taş bile değmesin' dilekleri.

Bundan yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında ben 2018'de her şeyden önce tek bir şeyi diliyorum. Çünkü yukarıda sayılanlar ya 'an'lar ya da süreçler, yani kaçınılmaz hadiseler. Bu dileklerin hepsi ya da hiçbiri başınıza gelmeyebilir. Ama ben size şimdiden söylemiş olayım; 2018'de de küçük ayak parmağınızı yatağın ucuna çarpacağınız, kahvenizin hızla soğuduğu, çok gülmekten gözlerinizden yaşlar geldiği, dünyada bir tek siz varmışsınız gibi hissettirdiği günler gelecek, çok terleyip çok üşüdüğünüz, yeni yolların karşınıza çıktığı (ve tabii yol ayrımlarının), büyük sonuçlara sebep olacak büyük tercihler yaptığınız, durağanlıktan sıkılıp başınızı yastıklara gömdüğünüz, şanslıysanız yeni yerler görüp yeni insanlarla tanıştığınız bir yıl olacak. Bunların hepsi tamam. Bunlar insan olarak başımıza gelmese olmayacak olaylar. Bunlar bizi biz yapan küçük ayrıntılar, demek istediğim hayatınızda hali hazırda var olan veya 2018'in sizlere sunacağı detaylar. Nasıl ki evinizi dekore ederken neyin nerede duracağına, nasıl konumlanacağına siz karar veriyorsunuz hangi detayı, nereye koyacağınızı siz belirleyeceksizin bu yeni yılda. Sevmediğiniz o tablonun duvarda asılı olması bile bazen evinizde hissettirir ya, istemediğiniz ayrıntılarınıza öyle sarılacaksınız. Bu yüzden tüm o dilekler, istekler ve temennilerden önce benim kendim ve herkes için 2018'den dilediğim tek şey 'kendini bilmek'.
Hakikaten her şeyden önce en önemli olan insanın kendini bilmesi;
İnsanın kendi ismini, ses tonunu, parmak izini, ailesini, geçmişini, ihtimallerini, tahammül sınırını, zevklerini, dostlarını, sevdiği şarabı, işini, hedeflerini, hayallerini, hatalarını, memleketini, sevdiği rengi, motivasyonlarını, vücut kıvrımlarını, müziğini, sırlarını ve değişimlerini bilmesi...
Çünkü her şey bittiğinde insan yine kendine dönecek. Ömer Hayyam'ın dediği gibi; "Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok". Siz göz açacaksınız 1 Ocak 2018'e, o pazarı siz dolduracaksın, o çiçeği siz sulayacaksınız, o yaz gecesi sarhoş siz şarkı söyleyeceksiniz ve yağmurlu günlerde siz ıslanacaksınız.

Hiç bir olayın, hiç kimsenin, hiçbir hatanın evinizi sizden almasına izin vermediğiniz, kendinizi bildiğiniz bir yıl olması dileğiyle,

Esra Uçar

29 Aralık 2017

moda

"görüldüğü an aşık olunacak bir kadınsın" sen dedi,
yalnızca çiçeklere ilk görüşte aşık olur insanlar bilirim,
bilirim de,
buğulu pencereleri de bilirim,
küçük gülümsemeleri-
uyanınca yağmur sesini duymayı da bilirim.
kapıların bir dokunuşla kapanmasını,
eğer istenirse.

Esra Uçar

gün ağarırken

sonrası bacakların,
İstanbulun iki köprüsü oluyorlar bir anda.
ben sana geliyorum, kıtaların ayrılıyor ansızın.

Esra Uçar

18 Aralık 2017

yabancı

Biliyorum, tek ihtiyacın olan seni hiç tanımayan bir yabancıya başından geçen her şeyi anlatmak.
Aynı dili konuşmana gerek yok.
İlgi çekici bir an değil senin derdin.
Onun ilgi çekici olması da mühim değil.
Akıl vermesin, yol göstermesin.
Tavsiyelere elbette ihtiyacın yok.

Ama biliyorum.
Senin bana, ona, bir diğerine değil; ayrıntılarını dinleyecek bir yabancıya ihtiyacın var. 
Senin geçmişini acilen yeniden yaşaman gerek. 

Sende yaz o zaman- 

Esra Uçar

8 Aralık 2017

"Her toplumda yönetim kimde ise, güçlü odur. Her yönetim, kanunlarını işine geldiği gibi koyar. Demokratlar demokratlığa uygun kanunlar, zorbalar zorbalığa uygun kanunlar, ötekiler de öyle… Bu kanunları koyarken kendi işlerine gelen şeylerin, yönetilenler için de doğru olduğunu söylerler, kendi işlerine geleneklerden ayrılanları da kanuna, doğruluğa aykırı diye cezalandırırlar… Doğruluk her yerde birdir; yönetenin işine gelendir. Güç de yönetende olduğuna göre, düşünmesini bilen her adam bundan şu sonuca varır: Doğruluk güçlünün işine gelendir." 

Eflatun

26 Kasım 2017

Lale Palas

Biz başka adlarla başka bir zamanda tanışsaydık saatlerce diz dize oturup da konuşmazdık.
Biz muhtemelen, sırf diğer insanların nasıl göründüğünü izlemek için bir konsere en arkadan bilet alır,
telaffuzu zor olan bir şehirde denizlerin derinine iner,
bir gökdelenin tepesinden diğerine ip üzerinde yürümeyi dener,
kıtaları benim gözlerim kapalıyken geçer,
sonunu bildiğimiz bir filmi sen birkaç repliğine bayıldığın için tekrar izler,
hiç durmadan kaç saat dans edebileceğimizle ilgili bir iddiaya girer, 
once senedir biriktirdiğimiz hikayeleri sevişerek anlatırdık.
Alıp eskimeye bıraktığın plaklarından birini dinlerken evinin salonunda uyuyakalır,
"geçen yıllar" başlıklı bir kitap yazmaya başlardık da ilk tanıştığımız günü özellikle atlardık.
Sen pruvada ben dümendeyken mavinin değebildiği o son noktada ne var diye tartışır,
güneydeki bir kasabada çadırımızın içinde güneşin batışını (kararlıkla-gözümüzü bile kırpmadan) izler,
istikameti belirlemediğimiz bir yürüyüş sonunda dünyanın merkezi, yani uyandığımız yere geri dönerdik.

Bunlar dışındaysa en olası senaryo olarak,
sen yanıbaşıma oturur duyulmadık hikayeler anlatırdın;
ben de her bir cümlene soğukkanlılıkla inanırdım. 
Yahut pek tabii bunların hiçbiri olmaz, hayali bir yer olan Lale Palas'ta buluşur, şiddetli hatta yıkıcı bir kavga ardından sıradan hayatlarımıza devam ederdik (yaşanabilecek diğer hayatları ara ara aklımıza getirerek).
Bizim için her son güzel bir son olurdu bu durumda,
yıllar geçse bile sadece yeni heyecanlar biriktirirdik içimizde.
Kaybolmazdı ne bir anı ne de merakımızı cezbedip bizi içine çeken olasılıklar. Biz yalnızca, öncesinde "burada anlatılan kişilerin tamamı hayal ürünüdür" diye uyarılan bir tiyatro oyunu içerisinde yerimizi alırdık (hani şu izleyenlerin ayakta çokça alkışlayıp birkaç gün ardından kimseyi hatırlayamadıkları).
Ama değerdi.
Demek istediğim tüm bu hayali olasılıklar seninle geçirilecek o sıradan yaşama değerdi.
Çünkü mavinin değebildiği o son noktaya gidip, varolan yerin içinde tek bir eşya olmayan Lale Palas olduğunu görmüş biri olarak biliyorum ki biz ucu açık cümlelerle içimizi rahatlatıyoruz (sıradan yaşamımızdan kopup). Ama senin de bilmeni istiyorum; bazı akşamlar, bazı şarkılar kulağına çalındığında veya o herkesin nefesini tuttuğu kesikli anlardan birinin içerisindeyken, yani herhangi bir saatte evinin salonunda yaşadığın o an içerisinde "benim ne işim var burada ya" diye hissedersen,
yanındakine ben diye sarıl;
bir insanın içi en çok olasılıklarını düşünürken ısınır.

O zaman sevişmek üzere!

Esra Uçar

25 Kasım 2017

Gauguin


Nevermore, Paul Gauguin, 1897, Courtauld Gallery 

"Although Gauguin denied that the “bird of the devil” in the background of his painting bore any resemblance to Poe’s ominous creation, the inscription in the upper left is a clear reference to the poem and a reminder of Gauguin’s erudition and wide ranging interests."

...
But the Raven, sitting lonely on the placid bust, spoke only
That one word, as if his soul in that one word he did outpour.
Nothing farther then he uttered—not a feather then he fluttered—
Till I scarcely more than muttered “Other friends have flown before—
On the morrow he will leave me, as my Hopes have flown before.
Then the bird said “Nevermore.”

Edgar A. Poe

18 Kasım 2017

Çığır II

Madem buraya kadar yollar, 
Sende çığrından çık o zaman.
Unutma, benden en uzak olduğun an, beni en çok özlediğin an-
en gösterişli zaferin de yenildiğini kabul ettiğin zamandır.
Birlikte kutlayalım!

Esra Uçar

14 Kasım 2017

iki

Nasıl bilmiyorum ama öyle ki, Londra'nın bazı soğuk günleri iç ısıtıyor.
Ben ki sıcak denizlere inmeden duramayan bir ülke,
benim bile kışı sevesim geliyor.
Tertemiz (hatta ürkütücü) soğuk, koşturan bir şehir, içtiğin bir şarap-
hayatı güzel kılan her şey bir anda aynı sahnede beliyor.
Sen de güzel sokaklarda kayboluyorsun,
seni sen yapan şeyleri bir kenara bırakıp istediğin kişi oluyorsun.
Sıradan olmanın o tarifsiz keyfini çıkarıyorsun.
bugün öylesine birisin,
bugün şu kişisin ve ismin de bu. 
Abartıdan uzak halinle etiketlerini bitmek tükenmek bilmeyen parklara teker teker bırakıp sıcacık bir yere kendini atıyorsun.
Her daim seninle sohbet etmek isteyen yaşlılarla saatler geçiriyorsun da farketmiyorsun.
Bakmışsın sen onlardan öğreneceğine onlar senden öğrenmiş, ne de çok gülmüşsün.
Karşılıklı -hakikaten samimi- dileklerle oradan da ayrılıyorsun.
Sonra en keyifli kısım geliyor,
yeni olan her şeye kollarını açıyorsun. 
İhtimallerine sarılıyorsun. 
Bugün çok güzelsin, 
bugün çok gençsin,
bugün çok basit,
bugün daha önce tekrarlamadığın bir gün (bazı günler öyledir ya).

Esra Uçar


The Hawley Arms, Camden

28 Temmuz 2017

ve unutmadan,
riske girmeden elde ettiğin ve sonunda sana onlarca seçenek sunan tercihler seni hiçbir zaman tatmin etmeyecek. 

23 Temmuz 2017

24

Bu sene Edip Cansever'in.

"Bazen de bir yerde kuşlar vardır;
Ne uçmak, ne görünmek için."

edip-cansever-06

11 Temmuz 2017

oluru

sonra da düşmemek için bir hayale tutunursun, bir insana, bir yıldıza;
tesadüf derler, kimileri de kader.
ama öyle de bir şey olur;
böyle,
gerçek olur.
İnsanlar yola gelir,
denizler göğe çıkar,
için bile huzura erer.

Esra Uçar

30 Haziran 2017

sailing

"She loved sea.
She liked the sharp salty smell of the air,
and the vastness of the horizons bounded only by a vault of azure sky above.
It made her feel small,
but free as well."

A Storm of Swords, George R.R. Martin

14 Haziran 2017

Fyodor Mihailoviç

"Anıları saklamak" akıllı insanların yapacağı bir işti, ben anları dondurmuştum; keyfimin kahyasının istediği gibi; zamanı geri alıyor, tekrar yaşıyor, değiştiriyor veya yeniden şekillendiriyordum. Bunun bilim adamları tarafından keşfedilmemesi için de muazzam bir çaba harcıyordum. Çünkü tarih denen bir şey varsa ben de oralarda bir yerlerdeydim ve var olanı değiştirmek yalnızca benim elimdeydi, bu gücü başkalarıyla paylaşmaya da hiç niyetim yoktu. Böylece bende yazmaya başladım. Kendi hikayelerimi kaleme alıyor ve onlara inanıyordum. Şuana kadar da kimseye zarar vermiş değildim. Bunun bir ilerisi Fyodor olmaktı. Zaten asıl hedef de buydu.

Esra Uçar

13 Haziran 2017

keşişleme

sen şimdi bir yelkenli pruvasında öylece durup rüzgarın esmesini bekliyorsun,
gitmek için için içine sığmıyor,
her saat başı merakla gökyüzüne bakıyorsun, 
görmediğin sokaklara, tanışmadığın insanlara,  denemediğin tatlara, ismini duymadığın limanlara varmak istiyorsun,
(ve hatta) sana kollarını açan onlarca şehrin olduğunu düşünüyorsun,
ancak ne yazık ki hiç ama hiç biri, 
yani tek biri bile-
İstanbul'un sana "Git artık!" diye bağırdığı zamanlarda hissettirdiği kadar bile evinde hissettiremez. Çünkü her ne kadar hayatta her şeyi yapabileceğine olan inancını İstanbul'u terk etmekle sınayabileceğini ve mümteni olduğu aşikar olsa da başarılı olabileceğini düşünsen de, savaş sanatı ustalarının burada olsalar söyleyecekleri gibi: "Kaybedeceğini bildiğin bir savaşa girmektense olduğun yerde durmak kazanmaktır". O yüzden sen durduğun o pruvadan sakın ayrılma, iyisi mi adım bile atma; boğazın dalgaları bu günlerde kafalarına estiği gibi yükseliyor, dikkatli olmakta fayda var. 

Esra Uçar

28 Mayıs 2017

derek walcott

The time will come
when, with elation,
you will greet yourself arriving
at your own door, in your own mirror,
and each will smile at the other’s welcome,
and say, sit here. Eat.

You will love again the stranger who was your self.
Give wine. Give bread. Give back your heart
to itself, to the stranger who has loved you
all your life, whom you ignored
for another, who knows you by heart.

Take down the love letters from the bookshelf,
the photographs, the desperate notes,
peel your own image from the mirror.
Sit. Feast on your life.

Derek Walcott